Çocukken, öğrenciyken en çok Haziranı severdim. Yaz gelirdi, dersler azalırdı, sonra okullar tatil olurdu. Şimdi okul bitti yine en çok Haziranı seviyorum. Günü gününe tatili müjdelemese de yazı müjdeliyor. Eskiden Eylülü sevmezdim; günlerin kısaldığını, okulların başlayacağını hissederdim; içim sıkılırdı. Şimdi ise Aralığı sevmiyorum; hem günler iyice kısalıyor, hem yeni bir yıla daha geçiyorum, bunalıyorum.
En çok tavşanları seviyorum. Küçük, munis, tatlı hayvanlar... Kimseye zararları dokunmaz, sorun çıkartmazlar, sessizdirler. Düzgün temizliğini yaptığınız zaman mis gibi de kokarlar. Hem tavşanı kim sevmez ki? Herkes sever. Yılanları ise sevmiyorum; hatta sevmemek bir yana korkuyor ve nefret de ediyorum. Öyle korkunç geliyorlar ki bana. Bir tanesi görsem sanırım nefesim tükenene kadar koşarak kaçar, arkama bile bakmam. Soğuk, çirkin, korkunç hayvanlar. Bir belgeselde bir yılanın tavşanı yuttuğu görmüştüm. Kötü her zaman olduğu gibi iyiye saldırıyor ve iyiyi yok ediyor, diye düşünmüştüm.
Çiçekleri ise her zaman sevdim. Küçükken bahçemizde güllerim, odamdaki saksıda ise aşk merdivenim vardı. Onları sulamak, sabah onlarla bir kaç kelime etmek, zamanı gelince onları budamak, onların topraklarını değiştirmeyi severdim. Şimdi bahçesiz bir evde yaşıyorum ve camımın kenarında yine bir aşk merdivenim var. Sabah ona selam vermeden evden çıktığım vaki değildir. Birbirimizi çok severiz.
Müzik de hayatımın bir değişmezidir. Ergenliğim pop müziğin ikinci dalgası denk gelmişti, Yonca Evcimikler, Tarkanlar, Hakan Pekerler; bayılırdım. Sonra Sezen Aksu, Fikret Kızılok, Nazan Öncel dinlemeye başladım. Şimdi ise biraz klasik müzik dinliyorum, biraz da eskilerden, ama müziksiz bir hayat düşünemem. Ne zaman bilgisayarımın başına geçsem ya da arabaya binsem, ilk işim müzik açmak olur.
Yemek yemeye de, yapmaya da bayılırım. Patates kızartması değişilmezimdir, keşke bir de kilo aldırtmasa. Sonra mantı için, yaprak sarması için yapamayacağım yoktur. Bir gün size bir biber dolması yapayım da hayatınız değişsin. İşte o kadar iddalıyımdır bu konuda. Çayı çok severim. Sabah kahvaltımda muhakkak olmalıdır. O ilk yudumun mideme doğru akışını ve beni ısıtmasına bayılırım. Gün içinde de içerim ama ikinci en önemli çay vaktim akşam yemeği sonrasıdır. Televizyonun karşısına geçtiğimde elimde çayım olmalı. Hem öyle paketten aldığım çayı direk içmem. Özel tomurcuklarla harmanlarım. Sallama çay ile ise aram pek yoktur. Anca bir yokluk durumunda katlanabilirim.
Televizyon izlemeye de bayılırım. Eskiden yarışma programlarının müptelasıydım, şimdi ise dizilerin. Haftanın dört gecesi doluyumdur; çok önemli bir şey olmazsa, elektirikler kesilmezse dizilerimi muhakkak izlerim. Haberleri de izlerim ama siyasi kısımları çok ilgimi çekmez, daha çok ülkede ve dünya da olan diğer gelişmelerle ilgilenirim. Ayıptır söylemesi reklamlara da bayırılım ama bunu herkese itiraf edemem. Bazen dizinin reklam dönüşünü kaçırmamak reklam izliyorum, derim ama işin aslı farklıdır. Reklamlar güzeldir.
İlişkilerimde ise hep aynı şeyi aradım. Sevilmeyi, saygı gösterilmeyi, ilgiyi, sadakati... Bazen buldum, bazen bulamadım. Eğer saygı duyulmazsam, aldatılırsam o ilişkiyi yürütmem ayrılırım. Sevgim anında bitmez tabi ama nasılsa bir süre sonra biter, her insan gibi.
Sevdiklerimle ve sevmediklerimle beraber düz bir insanım işte. Herkesin sevdiğini seviyor, sevmediğini sevmiyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder