15 Haziran 2011 Çarşamba

game project 2 - silah ve poker

Bir tenis filminde görmüştüm. Bir şey pokeri diyordu. Blöf yapmak üzerine basit bir oyun. İki kişi oynanıyor. Desteden karşılıklı birer kart çekiliyor ve kendin görmeden alnını ortasına koyuyorsun. Gördüğün kart karşındakinin kartı.

Sonra blöf başlıyor. Poker gibi. Giriyor musun, girmiyor musun? Ne kadar arttırıyorsun?

Bu oyuna ilave olarak silahında olacak ve silahında üç kurşun. Karşındaki rakibi iki çeşit yenebiliyorsun. Ya tüm parasını alırsın, ya da öldürürsün. İki durumda da yeni rakip geliyor karşına. Tabiî ki kurşun hakkını kaybettiğin oyunda kullanıp, öldürdüğün kişinin parasını almak en makulü. Kazandığın paralar ile kurşun alma şansın olacak ama kurşun çok pahalı olacak. İlerleyen bölümlerde karşındakinin de silahı olacak. Böylelikle gerginlik daha da artacak. Kazanırken öldürülmekten çekinip silahı kullanmak zorun hissedeceksin. Adam zaten kaybediyor, ya seni de öldürürse?

Daha ilerleyen kısımlarda üçlü – dörtlü oyunlar olabilir. Rakibin arkasında koruması olabilir ki bu iki kurşun demek. Kazanılan para ile daha iyi silahlar ve isabet yeteneği arttırabilir.

Oyunun görünüşü ise basit olacak. Yüzün rakibine dönük, masada karşındaki adama bakıyorsun; önünde masa ve paralar var. Karşında adamı görüyorsun. Yüzde gülümseme, sinirlenme, gerilim gibi mimikler olabilir. İlerleyen turlarda bu azalır, profesyonel kumarbaz mimik vermez.

white's koridor

Uzun ve geniş bir koridorları vardı. Kaç metre bilmiyorum ama en az yirmi adım. Müstakil evin bir ucundan öteki ucuna kadar bu koridordan geçilebiliyordu. Koridorun ortasında üst kata çıkmak için ahşap merdivenler vardı. Merdivenlerin altında ise beyaza boyanmış tahtalardan yapılmış çirkin görüntülü bir dolap vardı, Uzun çekmeceleri olan.

Koridorun boyunca uzayan duvarlar somon sarısıydı. Belki üç dört yıl önce boyandığı için olsa gerek boya canlılığını yitirmiş, solgun duruyordu. Koridorun başlanıcındaki portmantoyu ve merdiven ayrımını saymazsak koridorun ferahlığını bozacak hiçbir yarıntı yoktu. Tek kişilik bir yatak bile atılabilecek, bir kompartımandan daha geniş güzel bir oda gibi kullanılabilirdi.

Benim ilgimi çeken yine koridorun ortalarına doğru, salona açılan girişteki resimlerdi. Annenin, babanın ve oğullarının yağlı boya portreleri. Anne ve babanınki benzese de oğlan çok benzemiyordu. Şu an on sekiz yaşında olmalı. Portre içildiğinde ise on dört, on beş. Üç küsur yıl ebeveynleri değiştirmese de ergeni hemen hemen bir genç adam yapmıştı.

14 Haziran 2011 Salı

güvenilmez

1. Eldivenlerini çıkartmadan gezen adamlara güvenme, parmak izlerini gizlemek istiyor olabilirler. Parmak izini gizleyen kişi her an suç işleyebilir.

2. İki lafından biri milliyetçilik olan kişilere güvenme. Her pisliği yapar; vatan için, derler.

3. Bir kız grubundaki en güzel üçüncü kıza güvenme. En güzel olamayacağının farkındadır ve bu ezikliği asla atlatamaz.

4. Çöp toplayıcıları ve kağıt toplayıcılara güvenme, gecenin görünmezleridir onlar.

5. Çilingirlere güvenme. Sebebini söylememe gerek yok sanırım.

6. Ekmekçilerin cinneti başka kimsenin cinnetine benzemez, tek seferde binlerce kişiyi öldürebilirler.

7. Sanal dünya temelli oyun oynayanlara güvenilmez, bu kişiler kendinden mutlu değildir.

8. Pazarda meyve alırken seçmeyen adama güvenilmez, meyve seçmeyen arkadaş ortak hiç seçemez.

9. Ramazan bayramına, şeker bayramı diyen kişilere güvenilmez. Dinde reform olmaz.

10. Durup dururken gülen, yüzünde gülümseme eksik olmayan insanlara güvenme. Neye güldüğünü asla bilemezsin. Ya sana yapacaklarına gülüyorsa?

11. Her gece haber izleyen insanlara güvenilmez. Neden izliyor acaba? Di mi?

12. Askerliğini yapmamış insanlara güvenemezsin. Haliyle kadınlara hiç güvenemezsin.

13. Reklamlar çıktığında kanal değiştirmeyen insanlara güvenemezsin. Kapitalizmin kölesidir onlar.

14. Kurban bayramında kurban kesmeyen insanlara güvenemezsin.

15. Kızılaya kan bağışlayan insanlara güvenemezsin. Acaba hangi günahlarından arınmaya çalışıyor.

16. Yılbaşında milli piyango bileti alıp hiçbir şey çıkmayan insanlara güvenilmez. Şansız adam güvenilmez olur, ona gelecek şansızlık gelir seni vurur.

17. Erken boşalan birine güvenemezsin. Zamanlama önemlidir.

18. Kol saati taşımayan insanlara güvenilmez. Zaman önemlidir. Zamanın değerini bilmeyen senin değerini hiç bilmez.

19. “Memleket neresi?” sorusuna İstanbul, Ankara gibi büyük şehir ismi veren kişilere güvenilmez. Sanki dedesi başka yerden göçmedi. Geçmişine sahip çıkmayanın bugününden hayır gelmez.

20. Solaklara güvenilmez, dünya sağlaklar içindir. Solaklar hırs yapar, hırs kötü sonuçlara yol açar.

21. Yazlıkçılara güvenilmez. Akıllı adam yazlık mı alır?

22. Klasikleri okumamış adama güvenilmez. Adı üzerinde klasikler. Okumak lazım.

23. Buzdolabında sebzesi meyvesi bozulan insana güvenilmez. Bunlar kadir kıymet bilmez.

24. Buluşma yerine vaktinden önce gelen insanlara güven olmaz. Bunların boş zamanı çoktur ve boş zamanlarını fesatlıkla geçirirler.

25. Tikli insanlara güvenilmez. Tik ne ya? Nasıl güveneyim?

26. Sessiz sessiz gülen insanlara güvenilmez. Sinsilik belirtisidir.

27. Hayvan sever insana güvenilmez, ne malum yarın hayvanı senden daha çok sevmeyeceği?

28. Saçlarını kazıtan insanlara güvenme. Olay mahalline saçlarını bırakmaktan kaçıyor olabilirler.

29. Çayını şekersiz içenlere güvenme. Şeker zihni, beyni çalıştırır. Şekerden kesilmez.

30. Güzellik uzmanlarına güvenilmez, önemli olan iç güzelliğidir.

31. Gümrükte çalışanlara güvenilmez, sebebi aşikar sanırım.

32. Misafirine sallama çay ikram eden ev sahibine güvenilmez. Çayı böyle yapan yemeği nasıl yapar kim bilir?

33.

hastane odası

Güneşi direk almasa da oda çok aydınlık. Bunun nedenini ise bilemiyorum. Zaten heyecanlı, şaşkın, üzgün, mutlu, umutlu ve gerginim. Odanın içinde iki tane yatak var ve iki yatağın da ortasında bir perde. Perde beyaz, duvarlar açık renk, yerlere döşenmiş kalebodurlar da beyaz ve üzerinde küçük canlı renklerle döşenmiş taşlar motifli. Odanın sonundaki yatağın hizasında küçük bir televizyon var onun bile rengi beyaza yakın metal. Odada karanlık tek şey yatakların başında duran makinelerin siyah ekranları.

Siyah ekranda basamak basamak döşenmiş istatistikler var. Kalp ritmi gibi duruyor biri, sanırım bir başkası nabız, en alttaki tansiyon ve birkaç tanesinin manasını bilemiyorum belki de bilmekten korktuğumdan soramıyorum.

Yatakların ayak hizasındaki duvara monte edilmiş metal bir aparat var. Hasta dosyaları orada duruyor, dosya kapakları açık ama soluk bir mavi. İçindeki kağıtlar beyaz ve mavi tükenmez kalemle doldurulmuş, anlaşılamayan yazılarla dolu. O aparatın tam altında da tekerlekli bir masa duruyor. Hastalar yemek yerken o masa yatağın yanına çekiliyor. Güzel alet.

Odanın hemen girişinde sağdaki açılan kapıdan bahsetmedim. Tuvalet ve banyo orası, kapıyı hiç açmasam da öyle olduğunu biliyorum. O kapının üstünde de klima var. Duvara gömülü olduğu için sadece hava üflediği kısmı gözüküyor.

kötü özelliklerim

Küfürbazlığımı ortanca dayımda almışım. Adam hayatı boyunca uluorta küfürler savurdu ama başı hiç belaya girmedi. Gözümün önünde polislere bile küfretti ama kolluk dayımdan korktu; duymamazlıktan geldi sonra da ortamdan tüydü. Ben de zamansızca ve amansızca küfürler ettim ama hep başım belaya girdi. Ya dayak, ya da ettiğim küfrün mislisini yedim. Küfretmek cesaret işiymiş onu anladım. Cesaret ne kadar iyi bir özellik tartışılır ama eğer küfrediyorsan cesur olacaksın. Karşındaki; bu küfreden adam daha da ileri gider, kavgaya da girer, ben bulaşmayım; diye düşünmeli. İşte ortanca dayım her ağzını açtığında, her küfründe, karşısındaki bu enerjiyi verir. Ben veremem ihale bana kalır.

Yalancılığımı Nevriye teyzemden almışım. Yalanın tarihini her gün yeniden yazar. Yaşayan efsanedir. Nevriye teyzeme dünya da denk birkaç insan vardır; Picasso, Goethe, Beethoven, Maradona… Teyzemin şansızlığı dar ve kapalı bir çevrede yaşaması o kadar; bir de şan, şöhrette gözü yok. Tanınırsa ona ekmek yok onun farkında.

Öyle yalan söyler ki; tereddütsüz inanırsın. Birçok kez gördüğüm, bildiğim konularda öyle yalanlar söyledi ki; ben gördüğümden, bildiğimden şüphe edip teyzeme inandım. Sanılmasın ki beni saf buldu kandırıyor, herkesi kandırır. Hayatı boyunca bir gün bile çalışmadığı halde annesi, işsiz kocası ve iki oğlunun geçimini sağladı. Bakkala bir kez para verir, yirmi kez alışveriş yapar. Canı et mi istedi, bilmediği bir mahalleye gider, kasapla konuşur; ağzından girer, burnundan çıkar akşam tüm sülale kuzu yeriz.

Teyzem yalanlarına inanır. Ben de yalan söylerim ama mumum yatsıya kadar dahi yanmazken; Nevriye teyzem ise dibine ışık verir. Eğer biri gözlerinizin içine bakarak “biz aslında uzaylıyız, burası Mars” derse ve içinizi önce bir şüphe sarıp, sonra “kadın haklı” diye içinizden geçirirseniz o Nevriye teyzemdir. Tamam, sizi kandırmış olabilir ama olaya iyi yönden bakın, bir efsane ile konuştunuz.

Hırsızlığı da büyük dayımdan öğrendim. Sülalenin tek hırsızıdır – ben hırsız sayılmam, beceremedim- ve sabıkası tertemizdir; karakolun yerini bilmez. Çok sessizdir, nefes alırken bile ses çıkartmaz. Yengem kaç kez uyurken öldü sanmış da yaygarayı kopartmış; dayım da yengemi dövüp uyumaya devam etmiş. Küçük elleri vardır mesela, kadın elleri gibi uzundur parmakları. Hırsızlık için doğmuştur dayım. Cepçilik de yapar, kapkaç da, ev de soyar. Çoğu kez misafirliğe gittiği evin yan dairesini soyar ve bunu kimse anlamaz. Çalma hastalığı - kletpmani – falan da yoktur. Bilakis bir cerrah kadar dikkatlidir, kontrollüdür.

“ Dayı şu işi bana öğretsene” dedim. “ Olur ama benden nutuk falan bekleme, sadece izle” dedi. Kıçında dört ay geçirdim. “ Gençliğin hapishanede geçecek, başka iş bul” diyerek kovaladı beni. Şimdi hırsız değilim. Ufak tefek bazen; hobi olarak.

Diyeceksin tüm kötü özellikleri anne tarafından mı aldın, bildiğim kadarı ile “evet”. Babam belli değil benim.

12 Haziran 2011 Pazar

pazartesi - sosyal paylaşım siteleri

Evde oturmuşum ayağımı izlerken birden içeri kıvırcık saçlı uzunca zayıf bir adam girdi ve kırık bir türkçe ile“ efendim adınıza sahte facebook ve twitter hesabı almışlar” dedi, pazartesikolikler. “Sen kimsin lan kıvırcık?” dedim. “ mark zuckerberg” dedi. Sonra benim gözüm dönmüş, kendime geldiğimde adamcağız şöminenin içinde bacaya tırmanmaya çalışıyor, beceremiyordu.

  • Tai masajı bilmeli, kimono yakışmalı.
  • Salata gelmeden yarım saat önce sebzeleri çıkartarak salatanın sofraya ılık gelmesini sağlamalı.
  • Benden paranın satın alamayacağı şeyler istememeli
  • Saçma sapan konuştuğunda Türkçe esnek bir dil bahanesine sığınmamalı.
  • Ensemi ıssırmamalı

Adam haklıymış pazartesi müptelaları. Gerçekten de adıma sosyal paylaşım sitelerine üye olunmuş. Ama benim böyle bir ortama girmeyeceğimi bildiğinizden sanırım kimse ne facebookta arkadaşlık teklif etmiş ne de twitterde bir tane takipçim var.

10 Haziran 2011 Cuma

benzetme

· Bumerang gibisin, doğru atsam her seferinde bana geleceksin ama ben atmayı bilmiyorum. Tuğla gibi gidiyorsun.

· Zaman öldürmek için tanımlar üzerine tartışan bir filozof gibisin. Zamanı kimse senin kadar iyi öldüremez.

· Seçim otobüsleri gibisin. Sadece kuru gürültü.

· Eskisi kadar neşeli değilsin. Örümcek ağı tutmuş bir dönme dolap gibisin.

· Hapşırırken bile burnunu tutar. Öyle adrenalin bağımlısıdır. Hamiş: hapşırırken burnunu tutarsan ölebilirsin.

· Eski kelimeleri kullanmayı matah bir şey sanan bir müşkülpesenttir

· Ölmüş akrabalarının ailelerini, merhumun doğum gününde sadece hatırlatmak için arayan birine güvenemem.

· Alışveriş merkezindeki türbe olmaz.

· Sırf aklına gelen özlü sözü söylemek için anlatacaklarından vazgeçerek farklı bir şey söyleyenlerden korkmam.

· Trafik kazasında ölenlere doğal afetlerde ölenlerden daha çok üzülürüm. Sanki birincisi ecel gibi gelmiyor bana.

· Hastaneye her gittiğinde diyetisyenin önünden geçen bir sıfır bendendi. Kıskanılmayı çok severdi.

· Özel bir yeteneği olmadığı için her gece annesine küfrederek uyuyan ergen gibisin.

· Her mağlubiyetinden şeytanı sorumlu tutan bir adamla anlaşma yapılmaz.

· Cinayet işledikten sonra sıçan bir seri katil gibisin. DNA’nın sistemde olmadığına o kadar eminsin.

· Bardağın hep dolu tarafını gören adamlardansın, sırf hava olsun diye kendine pesimist diyorsun.

· Ferdi’ci babanın Pantera’cı oğlusun.