7.İki
Cücenin İlk Sahnesi
Ya
da
Miraç'ta
Zaten Hep Bir Gariplik Vardı
Basın ve zengin zümre linçten
sonra linç edecek birilerini arıyor ama bulamıyordu. Hepsi sıradan
vatandaşlardı 208 öfkeli adamın. Aralarında farklı hikayesi olanlarından
biriydi Miraç.
Mesela Miraç iki özel
üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünü terk etmişti ve buna kimse
şaşırmamıştı. Sonra bedelliyi hak etmiş ve istese 18 bin lirayı rahatlıkla
bulabilecek olmasına rağmen uzun dönem askerlik yapmayı tercih etmişti ve buna
da kimse şaşırmamıştı. Özellikle komando olup gönüllü olarak doğuda görev aldı
ve bu da son derece Miraç'ın karakterine uygun bulundu. Askerliği bittikten
sonra tezkere bırakıp göreve devam etmesi de tam Miraçlık bir hareketti. Emre itaatsizlik,
ekip çalışmasına uymama, sivilde askere uygun yaşamama gibi sebeplerden dolayı
YAŞ kararı ile ordudan ihracı Miraç'ı tanıyan tüm çevreler tarafından beklenen
bir gelişmeydi.
Ve asıl önemlisi Miraç neşeli
türkücü diye tanınan Karadenizli ünlü bir türkücünün ilk eşinden olan en büyük
oğluydu. Ama Allah'ı var, ne tipi ne de huyu zerre babasına benzemezdi. Soğuk
saygılı bir ilişkileri vardı uzun yıllardır.
Babadan kaynaklı bir anda linçin
yüzü oldu Miraç. Televizyonlarda gazetelerde boy boy resimleri yayınlandı.
Sanki linçi tek başına yapmış gibiydi. Babasından, annesine, ebesinden,
ninesine, kardeşlerinden, baba bir kardeşlerine, askerlik arkadaşlarından, hemşerilerine;
hatta köylerinin kalkındırma derneği üyelerine kadar kimi sıkıştırdılarsa
mikrofonlarla saldırdılar. Herkesler de ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri
söyledi "Miraç'ta zaten hep bir gariplik vardı"
Miraç'ta zaten hep bir gariplik
vardı.
Sanal dünyada da hızla ünlendi
Miraç. Resimleri eşliğinde babasının söylediği "Çırpınırdı Karadeniz"
türküsü kısa zamanda YouTube'da milyonlarca kez dinlendi ve yorum kısmında
Karadenizliler resmen birbirlerine düştüler. Az bir kısım meslektaşlıktan ya da
hemşerilikten müteahhittin tarafını tutsa da büyük bir kısım Miraç'ı övüyor,
kahramanlaştırıyordu. Yorum kısmından birbirine düşen bazı Karadenizli
vatandaşlar birbirlerine mekan verip; yer yer silahlı, yer yer ise silahsız
çatışmalar yaşıyorlar ve gazetelerin internet sayfalarının alt kısımlarında
anca kendilerine yer bulabiliyorlardı.
@thenorthtruth
'Bence babam sattığı sahte
mutluluğun karşılığını alıyor sayılır'
'Kız kardeşimin göbeğinin
açılmasına alışmaktan koru beni Yarabbi'm'
'Trafik polisleri robot olmalı'
'Paranın Allah belasını vermiş'
'Şerefsizlik para ile bulaşan bir
hastalıktır"
'Sivrisinekler ve şarkıcıların
ortak özellikleri hakkında kitap yazabilirim"
"Metrobüse binenden para
alınmamalı, para verilmeli"
NTV akşam haberleri kuşağında
Miraç'ın bu twitleri psikiyatristler, sosyal medya fenomenleri ve emekli
emniyet görevlileri tarafından yorumlanmaya çalışırken aynı anda Miraç
Karadeniz dağlarında yapayalnız cebinde 15 çakmak, bir sırt çantası dolusu
sigara, bir suluk -son anda akıl etmiş ve bir kırtasiyeden almıştı- ve bir
Rambo bıçağı dolanıyordu. Linçin üzerinden bir hafta bir gün geçmişti. Miraç'ın
nerede olduğunu gerçekten de kimse bilmiyor ama herkes çocukluk yazlarının
geçtiği Karadeniz dağlarında ya da yaylalarında olabileceğini tahmin ediyordu.
Hava serin, koşullar sarptı ama bunlar Miraç'a vız gelip tırıs giderdi.
Birkaç nefes ota hayır demem, diye
düşündü yürürken. Doğuda görev yaparken bazı otları sarıp içerlerdi komutandan
habersiz. Kimisi iyi kafa yapar, kimisinin kafası geç gelir, kimisi de
etkilemez ama plesibo etkisi gibi etki yapar ve kendi kendilerine kafa olmuş
gibi davranırlardı. O an Miraç'ın bir kafa güzelliğine ihtiyacı vardı,
yalnızlık derinden koymaya başlamıştı.
Bulduğu ve kafa yapacağına
inandığı otları ucundan tütününü döktüğü sigarasının ucuna ekleyip kapak yaptı;
ağzında babasının clup mix yapmaya kaşkıp içine tükürdüğü ‘Hayde!’ türküsünün
Yavuz Turgul’un Av Mevsim’indeki sahnesi vardı. Filmi düşündü birkaç dakika,
dağların sessizliği düşünceyi güçlendiriyordu.
Ot iyiydi, kafası vardı. Derin
derin çekti cigarasını, sanki 20 saatlik uçak yolculuğundan inmişti Avustralyalı
misali. Birkaç nefesten sonra bir kaya bulup zar zor oturdu, inceden başı
dönüyordu. Kaptan Amerikalı suluğundan kana kana birkaç yudum alırken Miraç
gülümsüyordu, hem de sekiz gün sonra ilk kez.
İlk aklına gelen yüzerek Batum'a
geçmek oldu. Çakmakları ve sigaraları satıp kazandığı para ile kollu
makinalarda oynayıp biraz sermaye yapacak, sonra poker masasında elinde kent
varken rest çekip iyice zengin olacak, sonra Google’a suçlu iadesi olmayan
ülkeler yazıp; mevsimi Karadeniz gibi bol yağmurlu, bitki örtüsü Karadeniz gibi
bol ormanlık olan bir ülkeye yatı ile uluslararası sulardan gidip iltica edecek
ve orada müteahhitlik yapacaktı.
Müteahhit mi? Bunu nasıl
düşünebilirdi! Hınçla bir nefes daha aldı ve "Of! Offf!" dedi. Öyle
bir ofladı ki, karşıki dağlar duyguyu aldı.
Bu seferki planı daha ilginçti.
Köylüyü örgütleyecekti. Rize köylerini geceleri jandarma arabası gittikten
sonra ziyaret edecek. Onlara kendinden ve temsil ettiği değerlerden
bahsedecekti. Bir nevi Rizeli Buda sayılabilirdi. Kendisi de babasının mirasını
reddedip yollara düşmüştü. Bir davası, savaşı vardı. İlk milletvekili seçiminde
bağımsız aday olup milletvekili seçilecek ve dokunulmazlık alacaktı. Ve halkın
da verdiği destek ile zenginlere savaş açacaktı. "Nasıl hemşerim Uzanları
yediyse ben de tüm zenginleri yiyeceğim!" diye bağırdı. Sesi dağlara
çarpıp, Karadenizden sekip, Miraç'a geri döndü.
Az biraz yürüdü, sonra bulduğu
otluğa uzanıp otlu cigarasından çekerken ayak sesleri duydu Miraç. Komando
günlerinden kalma bir çeviklik ile hemen pozisyon aldı ve eli Rambo bıçağına
gitti. Ayak seslerinden iki kişi olduklarına kanaat getirdi. Elbette peşine
jandarma düşecekti ama asla iki kişi gezmezlerdi, hele de akşamın bu saatinde.
Hemen başının üstündeki dişbudak ağacına tırmandı ve ağacın dalına anakonda
gibi sarılıp gelecekleri beklemeye koyuldu.
Gelenler iki kişiydi. Siyah takım
elbise giymiş, İtalyan kesim ceketlerinin cebinde beyaz büyük mendilleri olan;
karakteristik burunlu ve briyantinli saçlı, iyi ile komik arası gözüken iki cüce.
Gecenin köründe, memleket
dağlarında, takım elbise giymiş iki cüce görmek; diye düşündü. "Yalnız iyi
ot bulmuşum" diye de kendi kendine konuştu. Cüceler sesi duyup dikkat
kesildiler. Miraç ağaçtan aşağı sallandı ve kendini bıraktı; dengesi çok bozulmuştu,
bel üstü çakıldı. Cüceler bir an şaşırıp birbirlerine baktılar. Miraç yerden
doğrulanırken "Gençler naber yaa!" diye bağırdı. "Durun ben
tahmin edeyim" sağdaki cüceyi gösteri "Sen genç duruyorsun, sen
Duncan olmalısın" sonra da soldaki cüceyi gösterdi "Sen de Robinson.
Şansa bak ya... Gece gece yolum ikiz kulelerle kesişti"
Krize girmiş gibi gülüyordu Miraç
ve iki cüce hiçbir şey anlamadıkları için donuk ve tetikte Miraç'ı
izliyorlardı.
Devam etti Miraç "Kaç gündür
kimse ile konuşmadım ve canım çok konuşmak istiyor. Ama gerçek değilsiniz ki.
Keşke gerçek olsaydınız, size anlatacak inanılmaz bir hikayem vardı."
Ağır çekimde ayağa kalktı Miraç,
cücelerin yanına gitti ve Duncan'dan makas aldı. "Aynı gerçek gibisin
lan" deyip saçını da okşayıp aralarından geçip gitti. İki adım atmıştı ki,
cücelerden makas alınan gerçekten de Duncan gibi zıplayıp bir eli ile Miraç'ın
boğazından sıkıp diğer eli ile kürek kemiğinin arasından Sürmene çakısını
şapladı. Miraç yere düştükten sonra hızlıca toparlanıp çakıyı aynı yere farklı
bir açı ile kez daha sapladı. Toprak Miraç'ın kanını emerken diğer cüce
"Naptin uşağum? Büyük abi canlı istediydu?" dedi. Eli kanlı cüce de beyaz mendili ile elini ve
Sürmene çakısını silerken "Sinirimi bozdi soytarinin döli" diye cevap
verdi.
Gecenin devamında Miraç'ın başında
birer sigara içtiler ve telefon çeken bir yer bulup büyük abilerine
öldürdüklerini söylediler. Biraz küfür yedikten sonra Miraç'ın cesedinin bol
bol fotoğraf çekip Karadeniz'e attılar. Miraç’ın Batum’a vurması 15 günü aldı.
*Duncan ve Robinson iki Amerika’lı
basketbol oyuncusudur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder