30 Ekim 2017 Pazartesi

İki Cücenin İlk Sahnesi Ya da Miraç'ta Zaten Hep Bir Gariplik Vardı

                                                               7.İki Cücenin İlk Sahnesi
                                                                              Ya da
                                                      Miraç'ta Zaten Hep Bir Gariplik Vardı

Basın ve zengin zümre linçten sonra linç edecek birilerini arıyor ama bulamıyordu. Hepsi sıradan vatandaşlardı 208 öfkeli adamın. Aralarında farklı hikayesi olanlarından biriydi Miraç.
Mesela Miraç iki özel üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünü terk etmişti ve buna kimse şaşırmamıştı. Sonra bedelliyi hak etmiş ve istese 18 bin lirayı rahatlıkla bulabilecek olmasına rağmen uzun dönem askerlik yapmayı tercih etmişti ve buna da kimse şaşırmamıştı. Özellikle komando olup gönüllü olarak doğuda görev aldı ve bu da son derece Miraç'ın karakterine uygun bulundu. Askerliği bittikten sonra tezkere bırakıp göreve devam etmesi de tam Miraçlık bir hareketti. Emre itaatsizlik, ekip çalışmasına uymama, sivilde askere uygun yaşamama gibi sebeplerden dolayı YAŞ kararı ile ordudan ihracı Miraç'ı tanıyan tüm çevreler tarafından beklenen bir gelişmeydi.
Ve asıl önemlisi Miraç neşeli türkücü diye tanınan Karadenizli ünlü bir türkücünün ilk eşinden olan en büyük oğluydu. Ama Allah'ı var, ne tipi ne de huyu zerre babasına benzemezdi. Soğuk saygılı bir ilişkileri vardı uzun yıllardır.
Babadan kaynaklı bir anda linçin yüzü oldu Miraç. Televizyonlarda gazetelerde boy boy resimleri yayınlandı. Sanki linçi tek başına yapmış gibiydi. Babasından, annesine, ebesinden, ninesine, kardeşlerinden, baba bir kardeşlerine, askerlik arkadaşlarından, hemşerilerine; hatta köylerinin kalkındırma derneği üyelerine kadar kimi sıkıştırdılarsa mikrofonlarla saldırdılar. Herkesler de ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri söyledi "Miraç'ta zaten hep bir gariplik vardı"
Miraç'ta zaten hep bir gariplik vardı.
Sanal dünyada da hızla ünlendi Miraç. Resimleri eşliğinde babasının söylediği "Çırpınırdı Karadeniz" türküsü kısa zamanda YouTube'da milyonlarca kez dinlendi ve yorum kısmında Karadenizliler resmen birbirlerine düştüler. Az bir kısım meslektaşlıktan ya da hemşerilikten müteahhittin tarafını tutsa da büyük bir kısım Miraç'ı övüyor, kahramanlaştırıyordu. Yorum kısmından birbirine düşen bazı Karadenizli vatandaşlar birbirlerine mekan verip; yer yer silahlı, yer yer ise silahsız çatışmalar yaşıyorlar ve gazetelerin internet sayfalarının alt kısımlarında anca kendilerine yer bulabiliyorlardı.

@thenorthtruth
'Bence babam sattığı sahte mutluluğun karşılığını alıyor sayılır'
'Kız kardeşimin göbeğinin açılmasına alışmaktan koru beni Yarabbi'm'
'Trafik polisleri robot olmalı'
'Paranın Allah belasını vermiş'
'Şerefsizlik para ile bulaşan bir hastalıktır"
'Sivrisinekler ve şarkıcıların ortak özellikleri hakkında kitap yazabilirim"
"Metrobüse binenden para alınmamalı, para verilmeli"


NTV akşam haberleri kuşağında Miraç'ın bu twitleri psikiyatristler, sosyal medya fenomenleri ve emekli emniyet görevlileri tarafından yorumlanmaya çalışırken aynı anda Miraç Karadeniz dağlarında yapayalnız cebinde 15 çakmak, bir sırt çantası dolusu sigara, bir suluk -son anda akıl etmiş ve bir kırtasiyeden almıştı- ve bir Rambo bıçağı dolanıyordu. Linçin üzerinden bir hafta bir gün geçmişti. Miraç'ın nerede olduğunu gerçekten de kimse bilmiyor ama herkes çocukluk yazlarının geçtiği Karadeniz dağlarında ya da yaylalarında olabileceğini tahmin ediyordu. Hava serin, koşullar sarptı ama bunlar Miraç'a vız gelip tırıs giderdi.
Birkaç nefes ota hayır demem, diye düşündü yürürken. Doğuda görev yaparken bazı otları sarıp içerlerdi komutandan habersiz. Kimisi iyi kafa yapar, kimisinin kafası geç gelir, kimisi de etkilemez ama plesibo etkisi gibi etki yapar ve kendi kendilerine kafa olmuş gibi davranırlardı. O an Miraç'ın bir kafa güzelliğine ihtiyacı vardı, yalnızlık derinden koymaya başlamıştı.
Bulduğu ve kafa yapacağına inandığı otları ucundan tütününü döktüğü sigarasının ucuna ekleyip kapak yaptı; ağzında babasının clup mix yapmaya kaşkıp içine tükürdüğü ‘Hayde!’ türküsünün Yavuz Turgul’un Av Mevsim’indeki sahnesi vardı. Filmi düşündü birkaç dakika, dağların sessizliği düşünceyi güçlendiriyordu.
Ot iyiydi, kafası vardı. Derin derin çekti cigarasını, sanki 20 saatlik uçak yolculuğundan inmişti Avustralyalı misali. Birkaç nefesten sonra bir kaya bulup zar zor oturdu, inceden başı dönüyordu. Kaptan Amerikalı suluğundan kana kana birkaç yudum alırken Miraç gülümsüyordu, hem de sekiz gün sonra ilk kez.
İlk aklına gelen yüzerek Batum'a geçmek oldu. Çakmakları ve sigaraları satıp kazandığı para ile kollu makinalarda oynayıp biraz sermaye yapacak, sonra poker masasında elinde kent varken rest çekip iyice zengin olacak, sonra Google’a suçlu iadesi olmayan ülkeler yazıp; mevsimi Karadeniz gibi bol yağmurlu, bitki örtüsü Karadeniz gibi bol ormanlık olan bir ülkeye yatı ile uluslararası sulardan gidip iltica edecek ve orada müteahhitlik yapacaktı.
Müteahhit mi? Bunu nasıl düşünebilirdi! Hınçla bir nefes daha aldı ve "Of! Offf!" dedi. Öyle bir ofladı ki, karşıki dağlar duyguyu aldı.
Bu seferki planı daha ilginçti. Köylüyü örgütleyecekti. Rize köylerini geceleri jandarma arabası gittikten sonra ziyaret edecek. Onlara kendinden ve temsil ettiği değerlerden bahsedecekti. Bir nevi Rizeli Buda sayılabilirdi. Kendisi de babasının mirasını reddedip yollara düşmüştü. Bir davası, savaşı vardı. İlk milletvekili seçiminde bağımsız aday olup milletvekili seçilecek ve dokunulmazlık alacaktı. Ve halkın da verdiği destek ile zenginlere savaş açacaktı. "Nasıl hemşerim Uzanları yediyse ben de tüm zenginleri yiyeceğim!" diye bağırdı. Sesi dağlara çarpıp, Karadenizden sekip, Miraç'a geri döndü.
Az biraz yürüdü, sonra bulduğu otluğa uzanıp otlu cigarasından çekerken ayak sesleri duydu Miraç. Komando günlerinden kalma bir çeviklik ile hemen pozisyon aldı ve eli Rambo bıçağına gitti. Ayak seslerinden iki kişi olduklarına kanaat getirdi. Elbette peşine jandarma düşecekti ama asla iki kişi gezmezlerdi, hele de akşamın bu saatinde. Hemen başının üstündeki dişbudak ağacına tırmandı ve ağacın dalına anakonda gibi sarılıp gelecekleri beklemeye koyuldu.
Gelenler iki kişiydi. Siyah takım elbise giymiş, İtalyan kesim ceketlerinin cebinde beyaz büyük mendilleri olan; karakteristik burunlu ve briyantinli saçlı, iyi ile komik arası gözüken iki cüce.
Gecenin köründe, memleket dağlarında, takım elbise giymiş iki cüce görmek; diye düşündü. "Yalnız iyi ot bulmuşum" diye de kendi kendine konuştu. Cüceler sesi duyup dikkat kesildiler. Miraç ağaçtan aşağı sallandı ve kendini bıraktı; dengesi çok bozulmuştu, bel üstü çakıldı. Cüceler bir an şaşırıp birbirlerine baktılar. Miraç yerden doğrulanırken "Gençler naber yaa!" diye bağırdı. "Durun ben tahmin edeyim" sağdaki cüceyi gösteri "Sen genç duruyorsun, sen Duncan olmalısın" sonra da soldaki cüceyi gösterdi "Sen de Robinson. Şansa bak ya... Gece gece yolum ikiz kulelerle kesişti"
Krize girmiş gibi gülüyordu Miraç ve iki cüce hiçbir şey anlamadıkları için donuk ve tetikte Miraç'ı izliyorlardı.
Devam etti Miraç "Kaç gündür kimse ile konuşmadım ve canım çok konuşmak istiyor. Ama gerçek değilsiniz ki. Keşke gerçek olsaydınız, size anlatacak inanılmaz bir hikayem vardı."
Ağır çekimde ayağa kalktı Miraç, cücelerin yanına gitti ve Duncan'dan makas aldı. "Aynı gerçek gibisin lan" deyip saçını da okşayıp aralarından geçip gitti. İki adım atmıştı ki, cücelerden makas alınan gerçekten de Duncan gibi zıplayıp bir eli ile Miraç'ın boğazından sıkıp diğer eli ile kürek kemiğinin arasından Sürmene çakısını şapladı. Miraç yere düştükten sonra hızlıca toparlanıp çakıyı aynı yere farklı bir açı ile kez daha sapladı. Toprak Miraç'ın kanını emerken diğer cüce "Naptin uşağum? Büyük abi canlı istediydu?" dedi.  Eli kanlı cüce de beyaz mendili ile elini ve Sürmene çakısını silerken "Sinirimi bozdi soytarinin döli" diye cevap verdi.
Gecenin devamında Miraç'ın başında birer sigara içtiler ve telefon çeken bir yer bulup büyük abilerine öldürdüklerini söylediler. Biraz küfür yedikten sonra Miraç'ın cesedinin bol bol fotoğraf çekip Karadeniz'e attılar. Miraç’ın Batum’a vurması 15 günü aldı.


*Duncan ve Robinson iki Amerika’lı basketbol oyuncusudur.

Hiç yorum yok: