Ortak arkadaşlarının tanıştırdığı çiftlerdendik Buket ile
ben. Gerçi akan zamanla beraber bizi tanıştıran arkadaşlarımıza küstük ve
onları karaktersizlik, duyarsızlık ve münasebetsizlikle suçladık. Şerden doğa
hayırdık. Varoş semtlerin yitik çocuklarının arasından sadece biraz daha şanslı
olduğumuz için sıyrılmışız, tanışınca öğrendik. O hem sosyolog hem salsa
öğretmeniydi. Bense matematiği zayıf, kod yazmayı kendi kendine öğrenmiş bir
bilgisayar programcıydım. İkimizin de en sevdiği renk maviydi. Kitap almayı
seviyorduk. İkimizde Sabahattin Ali’yi Facebooktan beğenmiştik.
O çok özveriliydi, ben çok çok asosyaldim. O çok
çalışkandı, ben az çok çalışkandım. O statüyü severdi, ben parayı severdim.
Onun boynunda ufka doğru uçan bir güvercin dövmesi vardı, benim kolumun için
kısmında matrix filmindeki sayı dizinlerinden biri. O üç kız kardeşin en
büyüğüydü, ben üç abinin en küçüğü. Buket’in annesi biraz yarım akıllı, son
derece sorumsuz ve bir o kadar dandun bir karakterken, benim merhum anneciğim
yanlış zamanda yanlış memlekette doğmuş dünya hanımefendisi bir kadındı.
Babalarımız ise tam tertipti. Birbirlerini çok seveceklerinden ve ortak at
yarışı kuponu yapacaklarından çok emindik ve öyle oldu.
İlk buluşmamızda ben çok konuştum ve çay içtim; ikinci
buluşmamızda ise o çok konuştu ve kola içti. Üçüncü buluşmamızda ikimizde çok konuştuk ve bira
içtik. Dördüncü konuşmamızda
ne o bakireydi, ben ben bakirdim
benim ilk öpüşmemde ben yanağa doğru yol alırken dudaktan
vurulmuştum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder