8 Ocak 2013 Salı

bir günlük

Uyadığımda başımda Öykü vardı, dün sanki yeteri kadar çalışmamışız gibi kollarında en az on kilo kadar test kitabı ile bana bakıyordu. Hemen çözsün diye iki test verdim ve inceden uyuklamaya devam ettim. Babamın hastaneye gideceğini biliyordum, kapıyı Öykü'ye babamın açtığını duyduğuma göre henüz evden çıkmamıştı.

Bir yandan Öykü soru çözüyor; öte yandan ben yarı rüya, yarı gerçek bir durumda yatakta yatarken kapı bir kez daha çaldı. Gelen temizlikçi kadındı. Konuşamadığı halde ağzı kapanmıyor ve sesler çıkartıp anneme bir şeyler anlatıyordu. O gelince yataktan kalktım, babam " gazete ve ekmek al" dedi. Zaten ben uyuklarken çayın suyunu koymuş bile. Tam odamdan çıktım ki temizlikçi kadın önümü kesti ve gitme gibilerinden bir şey anlatmaya çalıştı. Ellerimle gazete okur gibi yaptım, o zaman yolumu açtı. Bir dilsize derdini anlatabilmek insanın çok hoşuna gidiyor. Arabayla bakkala gidip geldim ve arabayı ısıtmadığımdan yolda en az dört kez stop ettirdim.

Alt sokağa geçerken kapalı bir kız, inanılmaz bir hızla yürüyordu. Giydiği kot pantolon bacaklarının ve kıçının tüm hatlarını sergiliyordu ve düzgün bacakları vardı. Sabah sabah libidomu yükselten ilk olayı görmüştüm. Araba ile önünden geçerken yüzüne baktım. Bu güzel bacakların sahibinini güzel de bir yüzü olmalıydı ama gerçek öyle değildi. Karşımda yıpranmış bir yüz vardı; kırklı yaşlarında olmalıydı. Birbirimize yarım saniyeden daha kısa bir süre baktık ve ben arabayla yoluma devam ettim. Bakkala kadar da yaşadığım bu ilizyonu düşündüm.

Nefretimin karşılıklı olduğu bakkalla diyaloğu mümkün olduğu kadar kısa tutarak alışverişi bitirdim. Çıkarken de yarım ağızla " hayırlı işler" dedim. Demesem daha iyiydi ve genelde de demiyordum. Elimde ekmek ile kahvaltı sofrasına oturduk. Temizikçi kadın önce annemi sonra da yüzünü gösterip, en son beni göstererek anama ne kadar benzediğimi anlattı. Nasılsa duymuyor diye "çektiğim damar kurusun" dedim, inceden gülüştük. Çayımı ve kızarmış ekmeğimi yerken kadının adını düşündüm. Bir dilsize adı nasıl sorulabilirdi; hadi sordum diyelim, 'halime' olan adını nasıl anlatabilirdi?

Kahvaltıdan kalktık, Öykü test kitaplarını yükledi ve dedemlere doğru yola koyulduk. En üst katta Tayyar amcayı gördüm, iki üç basamak kaldığından bana yol verdi.

"İyi günler", dedim. gününün iyi geçmesini dilediğim insanlardan değildi ama ben bu adama genelde selam verirdim.
"İyi günler, gazete dedene mi?" dedi, yıllarca tükettiği nikotinin sesine kattığı buğuyla
"Evet abi", dedim
"Boşver dedeni, eskiden deden mi vardı" dedi.
Güldüm ama komik değildi, zaten diyaloğumuz boyunca hiç durmamış, yanından akmıştım. Kıskandı diye düşündüm. Dedemlere çıktık ve Öykü biraz daha soracaklarını sordu. İşimiz bittiğinde ben oturma odasındak kanepeye uzadım, bilgisayardan bir southpark bölümü açtım ve izlemeye koyuldum. Uyku çökünce de bilgisayarın ekranını kapatım uyumaya başladım.

Uykumu bir kapı zili bozdu. Kalkıp açmadım; dedem açtı, gelen anıldı. Sonra uykuma devam ettim. Anıl uyandırdı, "Dedemi berbere götürecekmişsin", dedi, sallamadım. Sonra bir daha gelince kalktım, sen götürsene diye tersledim. O da söylenerek gitti. Aşağı indim ve üstüme bir şey ve arabanın anahtarını aldım. Anıl da geliyordu "Gerek yok", dedim. tam arabayı ısıttım ki dedem geldi.Evimize 500 metre uzaklıkta olmayan berbere araba ile gittik.

Berberin önünde park edecek bir yer olmadığından dedemi önünde indirdim ve park yeri aradım. Taa bizim sokağın başında buldum ve berbere yürüdüm. Dedemi traş edecek adam yemek yiyordu; berberin sahibi Baki abi, birini traş ediyordu. En dipteki beyaz saçlı berber de boş boş oturuyordu ve bekleme sırasında ortalama yaşı 8o olan beş adam oturuyordu. Dedemin yanına oturduğumda bana hastalığından bahsetti biraz. Evde çok dinlemediğim dedemi, nedense orada iyice dinledim. Halamın inandırdığı yalanlara ben de inanıyormuş gibi yaptım. Belkide mahalle baskısındandı. Berberin yemeği bitince dedemi traş etmeye başladı.

Sıkıntıdan eli kolu oynayan çırağı izledim biraz. Biraz dedemin omuzlarından düşen saçları, biraz da dışarıdan geçenleri. Dört liseli kız, kalabalık olmanın verdiği özgüvenle içeri bakıp yüksek sesle bir şaka yapı kadrajımdızdan çıktılar. Baki abi eleştirer gözle bakıp, eleştirel bir şekilde "cık, cıki cık"'ladı. Arada tay tv açıldı ve Şanlıurfadan br kum pist yarışı izlendi. Tahminimce kanser olan bir yaşlı amca şans oyunlar hakkında tespitlerde bulunarak sohbet açmaya çalıştı ama olmadı. Nihayetinde dedemin traşı bitti.

Berbere parayı ben verdim ama yirmi lirayı bozamadı. Çırak iki onluk yapmaya giderken dedem parayı verdi ve çırağa da bir lira verdi. Halam, dedem daha evden çıkmadan hazırlığını yapmıştı. Birbirimize uzun süredir inceden gıcık olsak da benim parayı verme çabam bir anda dedemin duvarlarını indirdi. Arabaya kadar bir şeyler konuştuk, eve çıktığımızda da devlet meselelerini ve siyasetin yozlaşması hakkındaki fikirlerini anlattı. Pek katılmasam da çok gıcık gimedim.

Babamı aradık, hala hastanedeydi. Meraklı ve heyecanlı bekleyiş devam ediyordu. Dedem çay içmeye annemi çağırsa da annem gelmedi. Dedemle çay içtik ve biraz daha sohbetten sonra "Benim program başlıyor" dedi dedem. Evlendirme programıydı, benim program dediği. Ben de müsade isteyip evime gittim.

Evde anıl yoktu ve telefon kabloları ortadaydı. Geldi olmadı, bir kez daha elektrikçiye gitti; geldi yine olmadı, yine gitti. Sonunda telefondan ses alabildik. İnternet ağlantısını da sağladığı gibi babam eve geldi. Ağzının içine baktık, böbrekleri hakkında kötü bir haber var mı diye. Radyolojiye gitmelisin dediler, dedi. Okadar. Rahat bir nefes aldık ve yemeğimizi yedik. Tam sofradan kalktık ki Öykü yine geldi. O kadar çok kitapla gelmişti ki babası indirmesine yardım etmek zorunda kalmıştı.

İngilizce ve fen yazılısı vardı ve kendine güvenmesi hoşuma gitmişti. İngilizceden güzel testler çözerken ben kitap okumaya çalışıyordum. Sonra odaya duştan çımış Anıl geldi, abi hastayım, dedi. Battaniyeye sarılı bir şekilde yattı. Anca misafirleri geldiğinde ya da babam hastaladığında olduğu gibi annem börek yapmıştı, onu yedik. Öykü yazılıya çalışmaya, Anıl da konuşarak kitap okumamı sabote etmede devam etti. "Yeter git! Uyu sabah erkenden gelirsin", diyerek Öykü'yü postaladım.

Anılın kıl dönmesine soğan koyma konusunda zorla ikna ettiysek de sonra bu konuda annemle olay çıkarttı ve birbirlerine bağırdılar. Babam "Bir susun lan" diye Anıl'a doğru ama ortama bir azar kayınca herkes sustu. Anıl'ın odasında sarma sigarasından biraz içmeye çalıştım ama olmadı. Sonra odama geçip intaharla ilgili birkaç öykü okudum...

Hiç yorum yok: