6 Ağustos 2020 Perşembe

tarih yeniden yazılacak - Haber yazma - ödev

Tarih Yeniden Yazılacak!
Çılgın bilim insanı Elon Musk yine açıklamaları ile dikkatleri üzerine çekti. Otonom otomobilden, marsa koloni kurmaya; zombi silahlarından, uzay turizmine; starlink'ten hyperloop'a kadar birçok projenin mimarı olan Amerikalı bilim insanı Elon Musk son açıklamaları ile dünyanın şaşkına çevirdi.

İki milyar dolar harcayarak Gılgamış Destanına ait 5 yeni tableti bulduğunu söyleyen Musk'a göre Gılgamış ölmemiş ve ölümsüzlük iksirini bulmuş. Yıllardır Ortadoğudaki birçok arkeolojik kazıya sponsorluk yapan ve binlerde arkeoloji öğrencisine burs veren Elon Musk'ın asıl amacının tutkusu olan Gılgamış Destanı olduğu öğrenildi. 

Yıllarca süren ve herkesten gizli yürütülen kazılarda Gılgamış Destanına ait olduğu belirtilen 5 tablet daha bulduğunu söyleyen Musk "Sanılanın aksine destan Gılgamış'ın ölümsüzlük iksirini nehirdeki yılana kaptırması ile bitmiyor" dedi ve ekledi "Uruk şehrine dönen Gılgamış bir süre gücünü topladıktan sonra Uruk'un gençleri ile yola çıkıyor ve Sedir Ormanından binlerce ağaç kesiyorlar. Kestikleri ağaçlar ile Ölümsüzlük Denizinin kıyısında devasa bir gemi yapıyorlar ve Kayıkçı Urşanabi'yi rehin alıp zorla tekrar Utnapiştim'i tekrar ziyaret ediyorlar.

Utnapiştim Gılgamış'ı görünce gülümsüyor ve 'Şimdi ikna oldum ölümsüzlüğü hak ettiğine ve ben ikna olduysam tanrılar da olur'" diyor ve Gılgamış ölümsüzlüğü hak edip Uruk'a dönüyor.

Çok yakın zaman da tabletleri dünya sümerologları ile paylaşacağını söyleyen Musk bir müjde daha verdi. 12 tabletteki eksik yazıları tamamlamak için ellerinde yeteri kadar veri olduğunu söyleyen Musk "Geliştirdiğimiz bir yapay zeka programı ile eksik yerlerde ne yazacağı hakkında artık bir fikre sahibiz. Yakın zaman da bu verileri de insanlık ile paylaşacağım" dedi.

Elon Musk konuşmasının devamında "Sümer kral listesinde Gılgamış'ın 700 yıl yaşadığını gördüğüm günden beri ölümsüz olduğunu biliyordum. Artık çok eminim ki Gılgamış ölmedi ve aramızda yaşıyor. Umarım bir ipucu verir. Gılgamış bir ipucu versin, ben kendisine ulaşırım ve onunla tanışabilirim. Tarihin bu canlı tanıdığından öğreneceğimiz çok şey var. Söz veriyorum hiçbir şekilde kendisi üzerinde deneyler yapmaya yeltenmeyeceğim, benim amacım ölümsüzlük değil, sadece insanlık tarihindeki boşlukları mümkün olduğunca doldurmak" diyerek sözlerini sonlandırdı.

22 Temmuz 2020 Çarşamba

aldatma diyalog - ödev

Meryem ve Derya, Bahçeli'deki küçük bir pubda biralarını içiyor ve bir yandan da sohbet ediyorlardı. İkisi de çok şıktı, sade bir makyaj yapmışlardı ve saçları fönlüydü. Dışarıdan bakan kimse birinin sevgilisinin başarılı intihar girişiminde bulunduğunu ve acil bir şekilde toplandıklarını anlayamazdı.

Derya telefonunu ters bir şekilde masaya bıraktı ve
"Demek Fahir öldü ha?" dedi. Sanki bilmiyormuş gibi.
"Öldü gerçekten. Bu öğlen de cenazesi vardı ama gitmedim" dedi Meryem. Yüzünde müsebbibi olduğu ölümden hiçbir iz taşımıyordu.
"Nasıl intihar etmiş?" diye sordu Derya. Sanki bilmiyormuş gibi.
"Sabah erkenden kalmış ve dedesinin evine gitmiş. Biraz sohbet etmişler. Buzdolabından insülinlerini çalmış yaşlı adamın. Bir tane bile bırakmamış. Sonra eve dönmüş. Bir bardağa temizlik malzemesi dökmüş. Limon ruh mu ne?"
"Tuz ruhu olmasın?"
"Öyle bir şey valla ilk kez duydum.  Neyse ikimizin resmini bastırttığı bir kupa vardı ya. İşte o kupaya tuz ruhunu dökmüş. Sonra elinde kupa siteni terasına çıkmış. Haa bir de evden bıçak almış. Neyse önce kendine insülünleri yapmış, sonra tuz ruhundan içmiş ama bitirememiş. sonra bıçağı kendine saplamaya çalışmış, neyse ondan da sonra..."
Tam o sırada Meryem'in telefonundan bir ses geldi. Baktı Meryem; gelen bir instagram uyarısıydı. Meryem telefonunu eline alınca otomatik olarak Derya'da eline aldı ve bir süre intadaki hikayelere baktılar. Meryem,
"Ya şu kız çok salak ya, görmemiş bir kezban. Baksana bikinisine. Kaldı mı bu model yaa" dedi.
Derya arkadaşını destekler bir şekilde "Bunlar her eskiyi retro sanıyorlar yaaa" diye ekledi.
Biraz daha telefonlarına baktılar ve Derya tüm insta hikayelerine bakınca
"Eee devam etsene... Kendini bıçaklamış diyordun" dedi samimiyetsiz bir merakla.
Meryem de telefonunu bıraktı ve devam etti.
"İşte karnına saplamış bıçağı. Babası İsviçre'den getirmişti zaten, çok şık bir şeydi."
"Eee kızım sonra?"
"Sonra da atlamış işte. Ama ölememiş. Hastaneye yetiştirmişler. Orada kendine gelmiş ama birkaç saat sonra ölmüş."
Meryem 'birkaç saat sonra ölmüş''ü öyle ruhsuz söyledi ki. Bu ruhsuzluğa belki de bir tek 'bestie'si Derya şaşırmazdı.
Biralarından birer yudum aldılar, cep telefonlarının ön kameralarından kendileri baktılar ve Derya tekrar sordu
"Neden intihar etmiş? not bırakmış mı?"
"Bırakmış bırakmış... Hani ben geçenlerde Berk'te kaldım ya. Onu çok kıskanmış, onu aldattığım için çok üzülmüş, kendine yedirememiş falan filan. Çok arayınca zaten engellemiştim telefonumdan. Haftaya konuşuruz, ben seni ararım, depresyondayım, kafam çok karışık, tüm dünya üstüme geliyor demiştim. Kızım bunun için intihar edilir mi ya? Bu kaçıncı seviye arabeskliktir ya? Bu nasıl bir Ortadoğululuktur?"
"Ay evet ya" diye destekledi Derya arkadaşını tüm samimiyeti ile.
"Hayır ayrıl abi! Ayrıl bitsin nedir? Saçma sapan kendini öldürmenin manası ne? Bir de şovlar falan, resmimiz olan bardakta limon ruhu içmeler?"
"Tuz ruhu"
"Ayy evet tuz ruhu, senin de içinde gündelikçi var yaaa! Nereden biliyorsan bu saçma şeyleri."
"Ne biliyim ya. Ama intihar ederek çok ayıp etmiş."
"Gerçekten büyük düşüncesizlik. Şimdi işim yoksa ailesi ile falan görüş"
"Görüşme ya, sana ne"
"Evet bana ne? Zaten ayarladı babam, hemen tatile gönderiyor beni. Sen de gelsene"
"Hımm olabilirdi ama Berkle randevum var hafta sonu için"
"Berkle?
"Evet Berkle"
"Benim Berke"
"Hayır benim olacak Berkle"
Derya  ve Meryem biralarından birer yudum daha alıp gülüştüler.


*Bestie:ing. best friend: en yakın arkadaş, kanka

doktor ve yaşlı kadın - kanser olduğunu söylemesi -- ödev

Saat dördü kırk beş geçiyordu.Doktorun kapısının üstündeki ekranda adı tam sekiz saat kırkbeş dakika sonra yazmış, yaşlı kadına sıra anca gelmişti. Sabah saat sekizde geldiği hastanede, koridordaki banktan hiç kalkmadan öylece oturmuştu. Ne çevresine bakmış, ne yemek yemiş, ne tuvalete gitmiş, ne telefonuyla oyun oynamış ne de başka hastalarla sohbet etmişti; hatta hal hatır sorup, asıl derdi 'dert gömmek' olan yaşlılara cevap dahi vermemişti.

Ekranda adı yazınca hafifçe ayağa kalktı ve doktorun odasından içeri girdi. Doktor bugün belki ellinci hastasına bakmanın yorgunluğu içerisindeydi.
"Gel teyzecim gel, tahlil sonuçların geldi" derken sesi tatsızdı.
Kadın doktor masasının karşısındaki sandalyeye oturdu. Yüzündeki o gülümser ifade doktor için hiç alışılagelmiş bir durum değildi. Bugün gelen hastaların yüzünde bu kadar net bir gülümseme görmemişti. Böyle umutla karışık, aksiyeteli, zavallı bir gülümseme ya da durumu kabullenmiş, çökmüş bir ifade ile karşılaşmıştı.
"Bütün gün hiç dinlenmedin evladım" dedi kadın gerçekten de evladı yaşındaki doktora. "Ben de daha fazla vaktini almak istemem. Ayrıntılarla da çok ilgilenmiyorum. Sen bana ne kadar vaktim kaldığını söyle de gideyim" diye devam etti.
Doktor şaşkınlık içerisindeydi.
"Kimsen yok mu teyzecim? Onun ile konuşsam?"
Kadın çok ince bir iç geçirdi ve "Kimsem kalmadı evladım, cep telefonumu dilencinin birine verdim geçen ay, çünkü rehberimdeki herkes öldü. Yeni biri ile tanışacak heyecanım da, enerjim de yok. Çok yakınlarım kanserden öldü benim. Uzak değilim bu hastalığa. Yaşımı, durumumu göz önüne alınca tedaviye cevap verme ihtimalimin düşük olduğunu da biliyorum. Ömrümün son günlerini de kemoterapi ile geçirmeye de hiç niyetim yok"
Doktor ayaklandı, çantasına cüzdanını koydu, aylardır bir kelime bile okumadığı kitabını masasının çekmecesinden çıkardı ve çantasına yerleştirdi, arkadaşlarının gönderdiği çiçek şeklindeki çikolataları kucağına aldı, beyaz önlüğünü çıkarttı ve askısına astı, saatini çıkartıp çekmecesine koydu ve arabasının anahtarını alıp,
"Gel hadi teyzecim, mesai bitti, seni evine bırakayım" dedi.
Kadın ayağa kalktı, doktor kadının yanına geldi, kadın doktorun koluna girdi ve hastane koridorundan ağır ağır hiç konuşmadan indiler. Doktor arabasına yaklaşınca otomatik olarak kapıları açtı ve kadın ile beraber arabaya bindiler.
"Nerede oturuyorsun teyze?" dedi doktor.
"Cebeci Camii'nin oradan yukarı çıkınca" dedi kadın.
Mesafe çok uzak değildi. Doktor ağır ağır sürüyordu arabayı ve herkese yol veriyordu. Derin bir nefes aldı ve
"Durum hiç iyi değil" dedi.
Kadın gülümsedi ve
"Biliyorum evladım, daha doğrusu hissedebiliyorum. Dört aydır durumun farkındayım."
Doktor istese sarıda geçebileceği halde ayağını gazdan çekti.
"Bizde tarih vermek çok doğru değildir ama tahmini üç ay" dedi. "Üç ayı geçtikten sonra acılı süreç başlayabilir ama..."
doktor cümlenin devamını söyleyemedi. Ama'dan sonraki sessizlik durumu gayet anlaşılır bir biçimde özetlemişti.
Yeşil yandı. Doktor Cebeci Camii'nin yoluna doğru sağa döndü. Biraz daha gitti.
Kadın "Ben ineyim evladım" dedi.
Doktor dörtlüleri yakıp durdu. Kadın teşekkür etti, kapısını açtı ve inmeden
"Sen çok duygusalsın be kuzum. Nasıl yapacaksın bu işi?"dedi

Doktorla vedalaştılar ve doktor arabasını tam hareket ettirmişken annesi aradı. Doktor telefonu açtı,
"Alo anneciğim"
"Kuzum, canım oğlum benim, nasıl geçti işteki ilk günün?"

9 Temmuz 2020 Perşembe

ıssız ada ödev taslak

öncelikle selamın aleyküm. sanırım adadakı 12. yılım... ateist olarak düştüğüm bu adada aklımla Allah'ı buldum ve adımı İbrahim olarak değiştirdim. eski adım ise yunus peri idi

adada hiçbir insan yok. haliyle dinimizi tebliğ edecek kimseyi bulamamanın hüznü içerisindeyim. namazı güneşe göre ve tek başıma kılıyorum. cemaatle namazın bonuslarını kaçırmam çok üzücü.

orucu da tutuyorum ama ramazan ayına denk getirme şansımın düşük olduğunun farkındayım.

rabbim görüp takdir etsin dye kurbanımı da kesiyorum. bu sene bir aguana kestim, geçen sene de deniz kaplımbaüası kesmiştim. 3de birini yiyorum. üçte birini diğer hayvanlara veriyorum. üçte birini de ağaçların altına gömüyorum.

tövbe için muhteşem bir yerdeyim... zaten günah işleme seçeneklerim çok sınırlı, tüm eski günahlarımdan da tövbe ettim.

burada yaz kış farkı yok, ekvatora yakın olduğum kesin. ama gölgemin açısından kuzey mi güney mi yarım küredeyim bilemiyorum. aslında düştüğü açıya göre saysam bulurum ama işime yaramayacak bilgilere ihtiyacım yok.

günün yarısından fazlasında uyuyorum sanırım.

bir de bu adadaki hayvanlar inanılmaz uyuz. hiç kaçmıyorlar. insanlardan korkmamalar buradaki ilk insanın ben olduğumu gösteriyor.

adanın çevreside tam tur sanırım 9-10 saatimi alıyor. bu da yaklaşık 40-50 km gibi bir mesafe olmalı diye tahmin ediyorum.

dün ilk kez uçak falan geçer de görürse diye help yazdığım hindistan cevizlerini dağıttım ve elimdeki kağıtlara bir şeyler yazmaya başladım. kurtarılmak istemediğime göre artık burası benim yuvam.

boşaltımımın tamamını denizde hallediyorum.

kadın kavramı manasını yitirdi, libidom yerlerde.

sesli konuşmadığım aylar oldu sanırım. sonra istesen de konuşmak çok zor oluyor, dilin dönmüyor ve sesin çıkmıyor. o sebepten artık hep konuşuyor ve sesli düşünüyorum.

ateşi henüz bulamadım. daha doğrusu yakamadım. çiğ et öldürür diye eti güneşte kurutup yiyorum.

bir süre çıplak gezdim ama rahat bir şey değil. utanmam kalmadı ben artık doğayım ama yine de insan örtünmek istiyor.

kumdan heykeller yapmaya çalıştım olmadı. ağaç ve kayaları da yontamıyorum. elimdeki bu kağıtlardan başka bir iz bırakma şansım yok.

saçlarımı kopartıyorum. sakallarımı da. sudaki yansımama bakınca moralin çok bozuluyor.

hayvanlardan ayrıldığım nokta çok yıkanıyorum, abdest alıyorum ve çiçekleri kendime sürüp güzel kokuyorum. adada sinek olmaması büyük şans ama arı  olsaydı keşke. bal yemek isterdim.

maymunlarla aram çok iyiydi. yavru bir tanesi alıp evcilleştirmeye çalıştıysam da olmadı. ki adını çaydanlık bile koymuştum. sonra yavruyu geri almak için bana saldırdılar ve çok sağlam dövdüler. şimdi küsüz.

bir kuşlar var aklınız durur. benden büyük ve rengarenk... yumurtalarını çalmak isterdim ama adada değil yuvaları. bu da çevremde en az bir ada olduğunu gösterse de sal yapp gitmek gibi bir riski alamam. saatlerce yüzüp tam boğulmak üzereyken bu adaya çıktığımdan denizden çok korkuyorum.kabuslarım hep boğulmak üzerine

keşke lostu izleseydim...

dünya ne kadar değişti çok merak ediyorum. acab ajda pekkan hala genç mi?

Çarkıfelek - ödev

Erkek karakter sabah yine mutsuz uyanmıştı. Eski kız arkadaşı ile Mehmet Ali Erbil ise hapishanenin verdiği kahvaltılıklardan bir kahvaltı hazırlıyorlardı.

"...Sonra ben ütüde sucuk kızarttım  da Bülent hanım sakinleşti." dediğini duydu Mehmet Ali Erbil'in. Gözlerini açılsa da bilinci henüz açılmamıştı. Eski kız arkadaşının kahkahaları onu baş başa hazırladıkları bir kahvaltı anısına götürdü. Bu hapishaneye düştüğünden beri iç dünyası, eski bir çamaşır makinasının kurutma evresi gibiydi; çok hızlı dönüyordu ve çok gürültülüydü.

"Peki Mehmet Ali bey, Bülent hanım gerçekte de öyle biri mi" diye sordu eski kız arkadaşı.

Erkek karakter "Günaydın" dedi, uyandığına mutsuz olduğunu belli eder bir sitemkarlıkla, tam Mehmet Ali Erbil cevap verecekken.

Eski kız arkadaş ve Mehmet Ali Erbil  enerjimizi düşürmeyi beceremeyeceksin derecesine aynı anda enerjik bir günaydınla cevap verdiler.

"Uzun süre ünlü kalan kimse rol yapamaz." diye cümlesine devam etti Mehmet Ali Erbil. "Gördüğünüzden de daha beter. Geceleri sahne kostümlerini giyip yirmi santimlik kirpiklerini takıp evde oyuncak bebeklerine konser verir bu kadın, sonra da gider 2 kilo kalkan yer. Sabaha kadar ağlar, akşama kadar uyur, sonra da oyuncak bebeklerine konserin nasıl geçtiğini sorar ve eleştrilerini dinler..."

"Tam bir deli", dedi erkek karakter. Küçümser bir tonla.

"Hadi yüzünü yıka, çayı demledim, bugün sucuk var kahvaltıda, onu kızartıyorum" dedi eski kız arkadaş. Yine sevilmeyi hak etmek için aşırı fedakar gömleğini gitmişti.

Konu Mehmet Ali Erbil'in konuşmayı sevdiği bir konuydu ve bölünmesine izin vermeyecekti. "Bakın bir aydır mapustayız. Söyleyin Çarkıfelekteki Mehmet Ali Erbil'den farklı mıyım?" dedi, sanki program sunar gibi bir enerjiyle.

Eski kız arkadaş Mehmet Ali Erbil'in enerjisine kendini kaptırmıştı, "Hayır, aynısınız Mehmet Ali bey" dedi. Sanki çarkıfelek  yarışmacısı gibi.

Erkek karakter 'Mehmet Alı Bey''i duyunca bir rahatladıysa da bu rahatlığı bir saniye bile sürmedi.

"Bana Memoş de", dedi Mehmet Ali Erbil ve eski kız arkadaş "Memoş" dedi kendi standartlarına göre cilveli bir sesle. Eski kız arkadaş ve Mehmet Ali Erbil tam sarılmasalar da birbirlerine dokunarak gülmeye başladılar.

"Memoşmuş" diye fısıldadı erkek karakter kıskançlıkla harmanlanmış öfke eşliğinde.

Mehmet Ali Erbil yüzyılın kurduydu. Duymamazlıktan gelmektense üstüne gitmeyi tercih etti ve yatağının ucuna oturmuş , çoraplarını giyen erkek karakterin yanına atladı ve "Memoş tabi ya! Biz hücre arkadaşıyız, öyle resmiyet istemiyorum. Madem  bir süre buradayız, vaktimizi güzel geçirmeliyiz" dedi ve erkek karakterin sırtına iki tatlı tokat attı.

Söylediklerindense sırtına attığı iki babacan tokat yumuş yumuş yapmıştı erkek karakteri. Sırta gelen o iki tatlı tokat ben dostum demekti, beni düşman olarak görme demekti, eski kız arkadaşına uzamıyorum demekti ya da erkek karakter öyle algılamıştı.

Gerçek hayatı çok iyi tanıyamamıştı erkek karakter belki de egosantrik büyütülmesinden dolayı ya da şanslı azınlığın üyesi olduğu için. Girdiği her ortamda da hep başrolü almıştı, eğer alamayacaksa da ortamdan uzaklaşmıştı. Şimdi ise bu  mücbir ortamda, onlarca filmde başrol oynamış Mehmet Ali Erbil vardı. Yarışması imkansız bir rakipti.

Kahvaltıya geçtiler. Herkes çok acıkmıştı. Hemen hiç konuşmadan hızlı hızlı tıkındılar. Kahvaltı bitince Mehmet Ali Erbil'in enerjisi daha da yükselmişti. "Çocuklar!" dedi. Bu 'çocuklar'ı duymak erkek karakteri bir rahatlatmıştı ki "Hadi Çarkıfelek oynayalım hazır seksi bir hostesimiz varken" diye devam ederek yine kafasını karıştırdı. Bu adam kız arkadaşımla sevgili olursa ben hapsi nasıl tamamlayacağım diye düşündü erkek karakter. Cehennemin dibindeki cehenneme dönüyordu burası her geçen saniye ve Mehmet Ali Erbil her geçen dakika kafasını allak bullak ediyordu.

"Nasıl olacak Memoş?" diye sordu eski kız arkadaş. Hiç maskülen bir yapısı olmamasına rağmen cilveli olmayı da  hiç beceremiyordu.

"Çok basit güzeller güzeli hostesim" dedi Mehmet Ali Erbil. "Ben bir atasözü seçeceğim her harfi bir kağıda yazıp duvara ters olarak bantlayacağız. Erkek karakter yarışmacı olacak, sen de hostes. Hemen seksi bir şeyler giy"

Sonra eline bir şişe aldı ve yere bir çember çizip köşelerine "Pas", "İflas", "50", "100" "200" ve "Dobrovski" yazdı. "Erkek karakter de çember yerine şişeyi çevirecek ama dikkat et şişeyi çevirirken bir yerine batmasın" diye ekleyip pis pis güldü. Mehmet Ali Erbil'in gülmesi değil de bir doktor olan eski sevgilinin bu ucuz şakaya gülmesi çok sinirlendirdi erkek karakteri ama kaçacak yeri olmadığı için kuzu kuzu kabul etti.

Mehmet Ali Erbil kağıtlara harfleri yazarken eski sevgili kikir kikir gülüyordu. Erkek karakterin gergin olduğu ise her halinden belliydi.

Eski sevgili mini eteğini giydi ve kendinden beklenmeyen bir şekilde "İyi akşamlar hanımlar beyler. Çarkıfelek'e hoş geldiniz! Karşınızda efsane sunucu Mehmet Ali Erbil" diye gayet iyi bir takdim yaptı ve Mehmet Ali Erbil bir anda sahneye atıldı. Adam zaten çok enerjikti ama şu an resmen parıldıyordu.

"Hoş geldiniz değerli konuklar! Bu akşam tek bir yarışmacımız var. Sizi tanıyabilir miyiz?" deyip erkek karakterin yanına gitti. Elindeki salatalığı mikrofon olarak kullanıyordu. Erkek karakter sessiz kaldı birkaç saniye. Çaresizliği hissetti. Rakibi ile rakibinin en iyi olduğu oyunu oynamak hiç akıllıca değildi ama kaçacak yeri de yoktu.

"Ben Tarcan, İstanbul'dan katılıyorum, endistrü mühendisiyim ve daha önce hiç emin olmadığım kadar emin olduğum bir şey varsa o da bu akşam bu yarışmayı benim kazanacağım" dedi, meydan okumayı kabul ediyorum, dercesine bir ses tonu ile Mehmet Ali Erbil'in gözlerinin içine baka baka.

Mehmet Ali Erbil gülümsedi ve hostesine dönüp "Bu akşam yine çok güzelsin"  dedi. Sonra yanına gidip etek giymeyi unutmuşsun ama olsun nasılsa burada RTÜK yok" diye de ekledi ve gülüştüler. "Evet sevgili hostesim, ne soruyoruz söyle bakalım" dedi Mehmet Ali Erbil.

Kendini hostes olmaya çoktan kaptırmış olan eski sevgili " 21 harf ve 3 kelimeden oluşan bir atasözü Memoş" dedi.

Mehmet Ali Erbil hemen yarışmacının yanına döndü ve "Lütfen şişeyi çevirin! Yarışma başlıyor!" dedi.

Erkek karakter şişeyi çevirdi ve 50 puanı gösterdi.

Mehmet Ali Erbil "Bir harf alalım" dedi hemen.

Erkek karakter "K" dedi.

Mehmet Ali Erbil "Kastamonu'nun kası" diye bağırdı ve "Kaç tane var?" dedi. Ve sonra da erkek karakterin yanına gelip "Zaaarrttt!" diye bağırdı. İrkildi erkek karaker. "Ne yazık ki Kastamonu'nun Ka'sı yok" diye ekledi.

Eski sevgili kıkır kıkır gülüyordu.

"Şimdi eksi 50 puandasın" dedi Mehmet Ali Erbil. Bu eksi düşme olayından hiç bahsetmemişti oyunu kurarken. "Ve eksi 500 olursan kaybedersin" diye de ekledi ve itiraz etmesine fırsat tanımadan "Hemen şişeyi tekrar çevirin" dedi ve erkek karakter çevirdi. Şişe bu sefer 100 puanı gösterdi.

Mehmet Ali Erbil "Hiç Çanakkale'ye gittin mi?" diye sordu bu sefer. Erkek karakter saf saf "Gitmedim" dedi.

"Bence bir gitmelisin" diye ekledi Mehmet Ali Erbil.

"Haaa" dedi erkek karakter ve "Van'ın Vesi" dedi.

Seninle yarıştığım bir oyunda senden gelecek yardıma güvenmemi beklemiyorsun der gibi baktı Mehmet Ali Ebil'in gözlerine. Mehmet Ali Erbil gülümseyerek erkek karaktere yaklaştı ve kulağına doğru

"Zaarrttt" diye bağırdı. "Van'ın Vesi de yok. Şimdi eksi 100 puan daha yazıldı hanene" deyip güldü. "Hadi tekrar çevir bakalım şişeyi"

Erkek yarışmacı öfke ile çevirdi ve birkaç tur böyle gitti. Birkaç harf bildiyse de atasözünü bulamıyordu ve eski 400 puandaydı. şişe 100 puanı göstermişti. Eğer harfi bulamazsa kaybedecekti.

"Evet bir harf alalım" dedi Mehmet Ali Erbil.

"Çanakkale'nin Çe'si" dedi erkek karakter. Bir anda derin bir sessizlik oldu ve Mehmet Ali Erbil, erkek karakterin yanına yaklaşıp "Tebrik ederim." dedi. Erkek karakter tam rahatlamıştı ki "Zaaarttt!" diye bağırdı ve hostese dönüp "Hayatım tüm harfleri açar mısın? Yarışmacımız kyabetti" dedi.

Eski sevgili harfleri teker teker açtı. Atasözü "Yemeyenin malını yerler"'di.

Daha önce hiç kavga etmemiş erkek karakter yerdeki şişeyi aldı ve Mehmet Ali Erbil'e doğru fırlattı. Şişe duvara çarptı ve kırıldı, parçalar Mehmet Ali Erbil ve eski sevgiliye denk geldi.

30 Haziran 2020 Salı

METALLİCA - NOTHİNG ELSE MATTERS KLİP PROJESİ ÖDEVİ

METALLİCA - NOTHİNG ELSE MATTERS KLİP PROJESİ


Klibin Hikayesi: James bir haçlı şövalyesidir. Yalnız bir adamdır ve tek dostu atıdır. Her sabah kalkar ve doğuya doğru yürür.  Onun için bu yürüyüşünden başka hiçbir şey önemli değildir. Sakin ve dingin bir adamdır. Çevresine karşı hiç duyarlı değildir.

Karakterlerin Görünüşleri:
James Hetfield (Metalicanın solisti karizmatik abi) bir haçlı şövalyesi rolündedir. Üzerinde siyah üzerine beyaz haç işareti olan şövalye kıyafeti vardır. Altına giydiği şey de siyahtır. Kollarında gri çelik örgü bir koruma vardır ve başından bir koruma yoktur. Kıyafetleri öyle gıcır gıcır değildir, eski olduğu ve çok uzun süredir giydiği bellidir. Özellikle kıyafetinin siyahı öyle simsiyah değil; güneşten solmaya yüz tutmuş gibi gözükmektedir. Klibin tamamına hakim olan "Başka hiçbir şey önemli değil" duygusunu vermektedir. Çok iyi gözükmenin bir önemi yoktur. James'in saçları kısadır ve  yaklaşık on santimetre uzunluğunda keçi sakalı  vardır.

Aynı duyguyu vurgulayacak olan ikinci ayrıntı da atdır. Öyle bembeyaz, sağlıklı, dipdiri bir İngiliz atı yerine kahverengi, tüyleri parlak olmayan ve çok iyi gözükmeyen, kaba tabirle iş gören bir atı vardır James'in. Atın gözlerinde hep bir dinginlik vardır.

Mekan: Tamamı dış çekimdir.

Zaman: Zamanı gösterecek hiçbir ayrıntı yoktur ama 1400 ile 1600 yıllar arasın Avrupa'da geçmektedir. Genelde kumlar üzerinde ve çorak arazide yürür.

Önemli ayrıntı: Klip tam bir günü yansıtır. Sabahtan geceye kadar ve tek sahne diğer günün sabahında biter, 24 saatlik devinim biter. Devamlılığı veren ayrıntı ise güneş ve gölgelerdir. Sabah güneşe doğru yürümeye başlarlar, öğlen güneş tepelerindedir, öğleden sonra güneş artık arkalarına düşer ve gölgeleri önlerinde olur.

PART 1:

Sahne 1:
Kamera önce atın yüzünü profilden ,oradan da ağır ağır uzaklaşarak James'in yüzünü yine profilden göstermektedir. İkisi de ne uykulu ne de dinçtir; ne savaşa gidiyor gibi bir kendinden eminlikleri  vardır, ne de geziyormuş gibi rahat ve relakslardır. İfadesiz ve dalgın gibidirler.

Sahne 2:
Kamera James'ten yeni doğmak üzere olan güneşe doğru ağır ağır gider. İkilinin güneşe doğru yürüdüğü vurgusu özellikle verilmelidir.

sahne 3: James ve atın ağır ağır yürüdükleri profilden çekilmektedir ve kamera odağa james'in sırtındaki kılıcını izleyenin çok gözüne sokmadan alır.

Sahne 4: Bu sahnede kamera arkadan çekmektedir. Güneşin yeni doğduğu bir kez daha gösterilirken James ve atı güneş ışığından dolayı gölge gibi kalmaktadır. Bu sahnenin önemi yerlerin kum olması ve James ve atın adımlarının yerden kaldırdığı tozun belirgin bir şekilde gösterilmesidir.

Sahne 5: Yerden kalkan tozlar çok daha yakından gösterilmektedir. Güneş ışıkları oklar gibi tozların arasından geçmektedir ve klibin ilk dakikası dolmakta, şarkının sözleri başlamaktadır.

PART 2:

Sahne 6: Bu sahnede bir nehir kıyısında duruyordur James ve atı.

Sahne 7: İkisi de beraber nehirden su içiyorlardır. Su içerkenki halleri de yürürkenki durumlarından farklı değil. Sakin umursamaz bir şekilde. Öyle kana kana bir içiş değil. Dinginlik burada bir kez daha vurgulanmaktadır.

Sahne 8: James'in suyu yüzüne çarpar ve damlalar yüzünden saçılırken yine arkada güneş vardır. Güneşin artık doğduğu burada vurgulanır. Saat sanki  10 gibidir.

PART 3:

Sahne 9: James ile at yine aynı dinginlikte yürüyorlardır. Kamera ikisini de yine profilden çeker.

Sahne 10: Bu sahnede iki adet cüzamlı karakter birbirlerine doğru bakarak bir şekilde profilden görülmektedir. Üstlerinde turuncu çarşaflar vardır, sanki Tibetli tapınak rahiplerinin olduğu gibi vücutlarına sarılmıştır. Üzerilerindeki turuncu çarşaf eski ve solmuş, hatta etek kısımları tiftik tiftik olmuştur. Cinsiyetlerini belli edecek hiçbir özellikleri yoktur, zaten ikisi de saçsız sakalsız ve deforme olmuş yüzlere sahiptirler ve giydikleri tek takım çarşaf kadın mı erkek mi oldukları hakkında hiçbir ipucu verilmemektedir.

Sahne 11: Cüzamlı karakterler birbirlerine doğru yaklaşırlar ve zıplama başlarlar. Dans gibi kolları havada ama tam da dans gibi değil; sanki transa geçmişler gibi. tam ikisinin ortasında bir şekilde zıplarlar.

Sahne 12: Zıplayan cüzamlı rahipler birbirlerine doğru kollarını açmış bir şekilde sarılacaklarken James ve atı yanlarından geçer. Bu sahnenin önemli kısmı cüzamlı rahiplerin sarıldıkları an gözükmez James ve atın geçişi tam o anda gerçekleşir. İzleyicide sarıldılar mı öpüştüler mi algısı oluşturulmalıdır.

Sahne 13: James ve atı aynı aheste yürüyüşleri ile devam ederlerken kamera bu sefer ikisini de arkadan çeker sanki rahiplerin gözündenmiş gibi ve cüzamlı rahiplere kamera dönmez.

PART 4:

Sahne 14: Devasa bir ağaç gözükür. Gövdesi belki on metre çapında, boyu ise 20 metre yüksekliğindedir. Ağaç çok heybetli olmasına rağmen gür dallara ve yapraklara sahip değildir. Klibin genelinde oluşturulan olması gerektiği kadar ve gösterişsizlik anlamını güçlendirmektedir. Ağaç bu sahnede uzaktan çekilir.

Sahne 15: Bu sahnede ağaç en tepesinden toprakla buluştuğu yere kadar ağır ağır çekilir. Ağacın yapraklarındansa o yorgun gövdesi odağa alınır.

Sahne 16: Yine profilden bir çekimle at ve atın yularından tutan James, o heybetli ağacın yanından geçerler. Çekim biraz uzaktandır. Sahnede verilmesi gereken nokta James ve atın ağaca hiç bakmadan, ağaç hiç ilgilerini çekmeden yürümeleridir.

Sahne 17: Bu sefer de sanki kamera ağaçmış gibi at ve James'in yürüyüp gidişleri arkadan çekilir. güneş biraz daha yükselmiştir. Sahnede bu vurgulanmalıdır.

PART 5:

Sahne 18: Kadın ya da erkek olduğu belli olmayan bir karakter gözükür. Saçları orta uzunlukta ve sarıdır; sakalları yoktur. Taramış saçları hafif bir şekilde bozulmuştur. Vücudu incedir; göğüsleri ya da bel kıvrımı yoktur. Üzerinde kahverengi kıyafetler ve elinde tahta bir kılıç vardır ve yüzünden heyecan okunmaktadır.

Sahne 19: Bir önceki sahnede gözüken karaktere doğru koşan yine kendi gibi fiziksel özelliklere sahip köylüler vardır. Köylülerin elinde saban kürek gibi şeyler vardır ve saldırmak için koştukları bellidir. Kamera hiçbir köylüye odaklanmaz. Sadece kalabalığı temsil etmektedirler.

Sahne 20: James ve atı yürürler, çekim yine profildendir. Kavgaya doğru yol aldıkları izlenimi yürüdükleri için otomatik olarak verilmektedir.

Sahne 21: Çekim profildendir. Koşan köylülere karşı sarışın genç çocuk tahta kılıcını bir şovalye gibi çekmiştir ve o da saldırmaya hazırdır. Koşan köylüler tam pozisyon almış gözlerinde korku olan çocuğa saldıracakları anda James ve atı yanlarından geçer. Yine ikisininde bakışları yerdedir ve olayla hiç ilgilenmiyor; hatta olayı fark etmiyor gibi gözükürler.

Sahne 22: Kamera yine James ve atı arkalarından çeker. Güneş artık tepededir.

PART 6:

Sahne 23: James'in terlediği yakın çekimle verilir. Yüzündeki gözenekler terden iyice büyümüşlerdir.

Sahne 24: Şakaklarından akan ve çenesinden damlayan bir damla tere yakın çekim yapılır ve aynı sahnede kamera atın yüzüne gider. At o anlarda birkaç kez göz kırpar ve derin bir nefes aldığı o an şişen burun deliklerinden gösterilir. Bu sahnede karakterin yorulmuş olduğu hissi verilmektedir. Hiçbir şey yapmasalar da, yoldaki olaylara kayıtsız kalsalar da; James ve atının üzerinde bir yorgunluk vardır.

PART 7:

Sahne 25: Bir panayır kurulmuştur. Palyaçolar, cüceler ve midilli atları koşuşturuyorlardır. Özellikle kırmızı beyaz bir panayır çadırı dikkatleri çeker.

Sahne 26: Yaşlı bir cüce elindeki 3 topu havada çeviriyordur ve bir başka  palyaço da diğer palyaçoya elindeli kocaman eldivenle bir tokat atıyodur.

Sahne 27: Tokatı yiyen palyaço iki kere kendi etrafından dönerek yere düşmektedir.

Sahne 28: Çirkin bir çingene kadın upuzun ağızlıklı ince sigarasını içerken bir yandan gülmektedir ve gülerken dişlerinin sarılığı ve yüzünün kırışıklıkları belli olur. Çingene kadın kan kırmızısı bir tek parça elbise ve siyah topuklu ayakkabılar giyiyordur.

Sahne 29: Midilliye binen bir cüce midilliden düşer.

Sahne 30: Aynı çirkin çingene kadın yine korkunç bir şekilde güler. Gülerken alt dudağı ile üst dudağı arasında  bir salya yapışmış bir şekilde durmaktadır.

Sahne 31: James ve atı profilden çekimle  panayırın ortasından geçmektedir. Yine aynı kayıtsızlıkla panayıra hiç bakmazlar.

Sahne 32: Geniş açı bir çekim: Cüceler James'in etrafından koşmaya başlar, palyaçolar dikkat çekmek için hareketler yaparlar. En sonunda çirkin çingene kadın James'e tacizkar dokunuşlarda bulunur; eli omuzlarında, boynunda gezer. James hiçbir şekilde dönüp bakmaz ve yürümeye devam eder. Kadın James'in yanağında bir öpücük kondurur ve rujunun izi kalır. James kadını itmek için dahi bir hareket yapmaz. Tek yaptığı ilgisiz gözüküp yürümektir. Atın da bu hengamede hiçbir şekilde ilgisi dağılmaz ve yürümeye devam eder.

Sahnenin devamında panayır halkı James ve atın arkasından hareket çekerler ve bağırırlar, hepsinin yüzünden öfke okunur.

PART 8:

Sahne 33: Panayır geride kalmıştır. James eliyle yanağındaki ruj izini siler. Güneş artık gerisinde kalmıştır. saat sanki 15 gibidir.

sahne 34: James ve atı bu sefer karşılarından üç tane şövalye görürler. Hepsinin kıyafetleri gıcır gıcırdır. Upuzun kılıçları  vardır. Yüzleri gözükmez, metal başlıklar giymişlerdir ve korkutucu bir şekilde gözükmektedirler. dkk 4:30 gibidir, ve 4: 53'e kadar bu şövalyeler ayrıntılı ve korkutucu bir şekilde çekilirler. Kılıçlarının keskinliği, uzun boyları gibi ayrıntılar geçer. Güneş James'e artık arkadan, şövalyelere ise cepheden gelmektedir. Bu ayrıntıya dikkat edilmelidir.

Sahne 35: Şarkının kreşendo anı: dkk: 4:53. "tak tak tak tak tak" bir bateri. Ve hemen arkasında gelen "Yee Yeeee!" kısmı. Klip boyunca James'in şarkıya eşlik ettiği tek an bu "Yeee Yeee!" kısmıdır. Elektro gitar solo ile şövalyeler James'e doğru koşmaya başlarlar.

Sahne 36: James atının yularını bırakır ve sırtındaki kılıcı çeker.

Sahne 37: Şövalyeler James'e doğru koşmaya başlarlar.

Sahne 38: Dövüş sahnesindeki vurgulamak istediğim nokta şudur: James adamlarla savaşmak için o kadar yolu yürümemiştir. Rastlantı sonucu bir karşılaşma ve dövüş gerçekleşmektedir ve başlatan James değildir. Daha önce yolda gördüğü her şey karşı kayıtsız kalan James'in amacı yine yoluna devam etmektir. Bu sebepten yine yürür şekilde dövüşür. Mesela bir düşmanını yere düşürünce ona yönelmez, yine yoluna yönelir. Bir başkasını sağa iter ama ona dönüp ona doğru devam etmez, yine yoluna doğru devam eder ve hiç geri adım da atmaz.

Sahne 39: Bir kılıç James'e doğru gelir ve sakalını altını keser, burası ağır çekimle verilir.

Sahne 40: James bir düşmanını yaralar, kan yüzüne sıçrar.

Sahne 41: James biraz daha dövüşür, düşmanı geri adım atıp durur. Yine James'in bir ok gibi yolunda gittiği vurgulanır.

Sahne 42: James'in başına kılıcı ile vurduğu bir düşmanı yere düşer.

Sahne 43: Geride bıraktığı bir düşmanı ona arkadan saldırır ve James eğilip kılıcın başının üstünden geçmesine izin verir ve arkasını dönmeden kılını sanki bir kayakçının batonunu kullandığı gibi geriye sallar ve düşmanın karnına saplar.

Sahne 44: Son kılıç darbesini alan adamın gözlerinden gibi bir sahne verilir. James yürüyordur ve atı hemen onun yanına gelir. Güneş artık jamese arkadan vuruyordur ve gölgesi uzundur.

dkk: 5 24'de bu dövüş sekansı biter

PART 9:

Sahne 45: James yüzündeki kanı silmek için bir hamle yapar ama kan yayılır.

Sahne 46: James ve atı yürüyordur, atın yuları tekrar James'in ellerindedir.

Sahne 47: Koskoca Metallica klip çekiyor. Bütçe sağlam. Burada ünlü kadın bir oyuncunun klibe girme vakti gelmiştir. Ben Natalie Dormer'ı çok uygun buluyorum. The Tudors dizindeki rolüyle göstermiştir ki; Anglosakson bir prensesi ondan daha iyi kimse canlandıramaz ve o balon etekler, korseler ve uzun eldivenler onun kadar kimseye yakışamaz. Eğer yan çizerse Belle Johnson hanımefendi (fotomodel olan) büyüleyici güzelliği ile  klibe renk katacaktır. Belle hanım da anlaşılırsa saçları mutlaka bukle bukle olmalıdır.
Bu sahnede alışılagelmiş olan James ve atının yandan geçtiği ve klibin ana duygusu olan hiçbir şey önemli değilin vurgulandığı manzaralardan birini yansıtacaktır. Natalie Dormer kan kırmısızı bir kıyafet içerisindedir. Eldivenleri, eteği, dekolteli üst kıyafeti kan kırmızısı ama düz değil detaylı ve şaşalıdır. Kırmızı bir ruj sürmüştür. Yanında şişman yaşlı kadın hizmetçileri vardır. Hizmetçiler beyazlar içerisindedirler. Biri Natalie Hanımın çayını doldururken diğeri ise şemsiyesini tutuyor, bir diğeri ise bir emriniz var mı, dercesine duruyordur. Ortam yeşil bir bahçedir. Natalie hanım akşam beş çayını tüm zarafeti ile içiyordur.
Savaştan yeni çıkmış, yanağında ve kıyafetinde kan lekeleri olan James etrafa testesteron saçıyordur ama bunu kendinden güvenli yürüyüşü ile yapmıyordur. James klibin başından beri olduğu gibi dingin ve "hiçbir şeyin çok bir önemi yok" "her şey olacağına varır" modunda yürüyordur.

Sahne 48: Natalie hanım James'i süzer.

Sahne 49: James ile atı yandan yürürken çekilir. Atın yuları atı ile beraber yürüdükleri tüm sahnelerde olduğu gibi James'in elindedir.

Sahne 50: Natalie hanım fark edilmemesinin verdiği öfke ile hafifçe kaşlarını çatar ama James'ten etkilendiği de mimiklerinden yansımalıdır. Tabi tüm mimikleri bir prenses edası ile verir.
PART 10:

Sahne 51: James ve atı arkalarından çekilir, Artık güneş batmak üzeredir ve gölgeleri kendi boylarını geçmiştir.

Sahne 52: Hava kararmıştır, sadece bir ateş gözükmektedir ve at ağaca bağlıdır.

Sahne 53: Ateş söner.

PART 11:

Sahne 54: Sabah olmuştur ve klibin ilk sahnesindeki gibi James elinde atın yuları güneşe
doğru yürüyordur, yürürken ayaklarından çıkan tozların arasından güneş ışınları geçiyordur.

SON



Masraflar:
At: 1.000 dolar
Cüzamlı rahiplere: 1.000 dolar
Cüzam makyajı için makyöz: 2.000 dolar
Ağaç sahneleri için özel efektler: 10.000 dolar
Tahta kılıçlı adam: 1.000 dolar
Saldıran köylüler: Fun clup üyelerinden bulunur
Cüceler (3 tane): 9.000 dolar
Palyaçolar (4 tane) :  8.000 dolar
Çingene kadın: 5.000 dolar
Midilli: 1.000 dolar
Şövalyeler (3 tane): 15.000 dolar
Natalie Dormer: 100.000 dolar
Natalie hanımın menajer: 10.000
Hizmetçiler (3 tane): 3.000 dolar
Kıyafetler: 20.000 dolar
Saç makyaj: 4.000 dolar
Prodüksiyon ekibi: 150.000 dolar
Yemek: 2.000 dolar
Toplam: 342.000 dolar artı eksi %10

1 Ağustos 2018 Çarşamba

duygusal enişte anıları - 5

Aliciğim, enişteciğin gibi temiz kalpli, içi dışı bir insanlar; kötü kalpli insanların kötü şakalarına hep maruz kalırlar. Bu anı tee ortaokul yıllarından kalma. Derslerden bunalan Hasan enişteciğin ve ekürisi, turizm sevdalısı Cahitabin okulu asıyorlar ve kabir ziyaretine Anıtkabir’e gidiyorlar. Hafta içi, öğlen vakti; ülke koalisyonlarla yönetiliyor ve Atatürkçülük bu kadar trend değil. Cahit abin Ankara’yı çok iyi bilir. I. Meclis, II. Meclis, müzeler, camiler hepsine çok hakimdir; kendisi tam anlamı ile bir Ankara sevdalısıdır. Yol boyunca Erol enişten soruyor, Camit cevaplıyor. Tam aslanlı yola geliyorlar, Erol enişteciğin “Ne kadar tatlı aslancıklar, ne kadar güzeller” diyor ve aslanlara doğru koşuyor. Hemen görevli askerler eniştene heykellere dokunmanın yasak olduğunu gayet tesekaca söylüyor; Erol hemen Cahit’e soruyor; “Kanka aslanlara dokunmak neden yasak?”
Camit’in aklına hemen bir muziplik geliyor ve anlatmaya başlıyor. “Bu aslanlar saltanat aslanlarıymış ve Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı gelmişler. Bunu duyan Atatürk de aslanları yakalatmış ve alçıyla kaplatmış. Aslında bu aslanlar yaşıyor, heykel değil, ondan asker abiler yaklaşmana izin vermedi.” diyor ve devam ediyor “Cezaları 23 nisan 2023’de bitecek ve onları salacaklar. Erol eniştenin gözler doluyor tabi “Peki kanka bunlar nasıl yemek yiyor?” diyor. Camit aslanların ağzını gösteriyor ve “Sabah oradan yemeği atıyor, akşam da kuyruklarının arkasından alıyorlar” diyor. Erol enişteciğin paramparça aliciğim. Atatürk’ün bu kadar gaddar olacağına inanamıyor ama bir yandan da Atatürk ilke ve inkılaplarına tüm kalbiyle bağlı. Ama yine de üzülüyor aslancıklara.
Aslanlı yoldan geçiyorlar ve bu sefer Atatürk’ün mozolesinin karşısına gelince enişteciğin kendini yere atıyor ve başlıyor ağlamaya “Atam noooooolur affedin Atam. Onlar hayvan, sizi ve sizin bizim için yaptıklarınızı bilseler, anlayabilseler saltanatçı olurlar mıydı? Noooolur affedin, 2023’e kadar çok var...” daha söylecekleri olmasına rağmen; görevli askerler enişteciğini mozoleden söküyor ve dışarı atıyorlar. Camit ise tanımamazlıktan geliyor. Sonra neler oldu, o kısmı enişteciğin hiç anlatmadı ama diğer gün enişteciğin okula geldiğinde Camit’le hiç konuşmadı. İkinci teneffüs barıştılar, öğle teneffüsünde Camit Erol enişteciğinin öğlen yemeğinden otlanıyordu. Garibim kin de tutamaz ki…