......
"Bunun canı pek bir sıkkın, besbelli. Yoksa yana yana kahvesini ilk içip, elinde fincanla çoktan yanıma oturmuştu. Şunu bir tatile göndereyim de keyfi yerine gelsin. Sana iki yol var, kısa mı desem, uzun mu desem?"
"Yok be abla. Bu vakitten sonra bana sadece bir yol var"
"Tiksinç Saniye yasin okurken de içli içli çok ağladıydı bu. Kocası 15 yaşındaki öğrencisi ile kaçtığında bile bu kadar içli ağlamamıştı. Bugün 20 Ekim. Kaddafi'nin ölüm yıldönümü. Polislerin evini bastığı günde 20 Ekim'di. Hatta ana haberlerde Kaddafi'ye yapılan işkence görüntüleri biraz sansürlenip verildikten sonra kocasının haberini vermişlerdi. Zavallım o günden beri toparlayamadı da, tam iki yıl olmuş. Ev pek bir temiz, intihar öncesi haraketlerden biridir bu ama misafir de ağırladı, buradan yola çıkamam. Geçen günde Serpil'le çok büyük kavga etmiş, yedi ceddine sövmüştü. Sabah ilk iş kapısına gidip özür dilemiş ve zorla da güne getirdi. İki de bir sarılıp, özür dileyip, helallik isteyip duruyordu. Bak işte bu bir ipucu. Bugün ki lafından biri de 'Hakkınızı helal edin'di. Bana da önce hiç sarılmadığı kadar sıkı da sarıldı.
Koridordaki takvim yaprağı 6 Eylül'ü gösteriyordu. Demek ki, namazları bırakmış. Ezan sesini dinleyerek kılıyor olabilirdi ama aradan geçen 44 günde üç kez yedişer saatlik elektrik kesintisi oldu. Arada muhakkak takvime bakmalıydı. Zaten yaprağı kopartılmayan takvim bile başlı başına yüksek depresyona delalettir. Fırının üzerindeki elektronik saat yanlış ve salondaki saat de durmuş. Bunun iyice zamanı şaşmış.
"Canım ben çok çay içmişim, bir lavaboya kalkayım, dönünce devam ederiz"
"Tamam abla"
Lavoboda bir dakika durup elimi yıkadıktan sonra etrafı kolacan ettim. ilaç devam ecza dolabı....
14 Şubat 2014 Cuma
10 Şubat 2014 Pazartesi
pazartesi - şansızlığın stres üzerine etkileri
Bu aralar üzerimde karabulutlar dolanıyor pazartesi cümbür cenabetleri. Mesela hayran mektuplarımı getiren dayağını yeyip geri götüren postacımın bu hafta ayak tarak kemiğini yanlışlıkla kırdım. Sonra kağıt uçak yapıp camdan atasım geldi; bir fırlattım, KGB ajanının gözüne geldi, retinası çizilmiş. Meyve suyu içmiştim, çocukluğumda olduğu gibi şişirip yere koyup üzerine basıp patlattım. Alt katımdaki starbaksta dört kişinin üzengi kemiği zedelenmiş.
*Kahverengi hiçbir kıyafeti olmamalı, kahverengine savaş açmış olmalı.
*Ne olur ne olmaz diye bir el bombasını yanında bulundurmalı.
*Seracılığıa temkinli yaklaşmalı.
*Patencilerin kabusu olmalı.
*Buzdolabını süslerinden ifrit olmalı.
*Doğum günümde üzerine resmim basılmış pasta yaptırtmamalı.
*Hiçbir bankaya kredi vermemeli.
Tabi tüm bunlar bende strese de sebep oldu. Yıllar önce gazetenini verdiği stres bileziğim vardı. Onu aradım taradım bulamadım. Şansızlığın stres üzerinde etkileri diye dört perdelik bir tiyatro oyununun ikinci perdesini yazıyordum ki; stres bileziğimi nereye koyduğumu hatırladım. Taktım bileziğimi... Ohhhh!
*Kahverengi hiçbir kıyafeti olmamalı, kahverengine savaş açmış olmalı.
*Ne olur ne olmaz diye bir el bombasını yanında bulundurmalı.
*Seracılığıa temkinli yaklaşmalı.
*Patencilerin kabusu olmalı.
*Buzdolabını süslerinden ifrit olmalı.
*Doğum günümde üzerine resmim basılmış pasta yaptırtmamalı.
*Hiçbir bankaya kredi vermemeli.
Tabi tüm bunlar bende strese de sebep oldu. Yıllar önce gazetenini verdiği stres bileziğim vardı. Onu aradım taradım bulamadım. Şansızlığın stres üzerinde etkileri diye dört perdelik bir tiyatro oyununun ikinci perdesini yazıyordum ki; stres bileziğimi nereye koyduğumu hatırladım. Taktım bileziğimi... Ohhhh!
8 Şubat 2014 Cumartesi
GÜN - ortadan karakterler
İki kız Şeniz ve Mürvet. Zorunlu kankalar. Hiçbirbilerini sevdiklerini düşünmedim.
İki saattir telefonu hiç elinden düşmedi. Sekiz on dakika aralıklarla mesajlaşıyor ve telefonu her eline aldığında mahçupca sırıtıyor. Belli ki biri yeni girmiş hayatına. Daha önce ezik bir assubay vardı, demek ki ondan kurtuldu. bu salakta üniforma zaaf, muhtemelen bir polis bulmuştur.
Sana bir aşk gözüküyor gözüküyor kızım. polis mi de desem asker mi desem bilemedim. saçındaki fön iki günlük. belli ki dün adamla buluşmuş. Sen bu adamla tanışmışsın ve ondan elektrik almışsın. Hiç zorunlu kankası Mürüvvet'in yanına gitmedi ama. Aslında böyle bir şey olduğunda ilk ona yetiştirirdi. Özellikle kızdan uzak durmaya çalışıyor gibi. Biraz önce yanındaki sandalyeye oturabilirdi ama üçlü koltuğun ucuna oturdu. Mürüvvet'ten gizlediğine göre adam Mürüvvet'in eski sevgili olmalı. zaten bu tür zorunlu kankalıklarda taraflardan birinin ötekine sağlam kazık atması gelenek gibidir.. Senin bu ilişkinin karşısında büyük engeller var ama aşkın yenemeyeceği hiçbir şey yoktur. Adam da seni çok seviyor ve daha çok sevecek. Bu aptalın cesaretlendirilmeye ihtiyacı var. Hem Mürüvvetle birbirlerine girsinler de bize de dedikodu malzemesi çıksın. Asla bir engel tanımayın. mutlu günler sizi bekliyor.
sıradaki
Evet Mürüvvet. Senin arkandan büyük işler çeviriliyor ve senin hiçbir şeyden haberin yok. Hayatının ihanetine uğruyorsun. Hem de hiç beklemediğin bir yerden. Şeniz kızardı, güzel. Demekki tahminim doğru. Sen hep iyi niyetinden kaybediyorsun. Mürüvvet'in de eli telefonuna gitse de Şeniz'in aksine bakıtığında mesaj olmadığı için somurtuyor. Bir süre hayatından erkekleri çıkart. Şu ana kadar tanıdığın hiçbir erkek sana yar olmayacak. Yeni birini tanımana da daha zaman var. Ön dişlerinde sararma var. Kahve ve sigarayı abartmış. Bu aptalda astım da var. Gözaltları morarmış çok uykusuz. Uyuyamıyorsun sen.
"valla bildin abl a"
"Bunu bilmek de ne varsa. Sigara içme.
"İçmiyorum abla"
"Hadi hadi..."
sıradaki.
İnsanlar değişir Yıldız. Bunun da gözaltları mor mor. Durmadan o çok zeki oğlu Onur'u anlatır dururdu, bugünlerde sesi çıkmıyor. Sağ el işaret parmağının içinde kalem izi var. Demek ki Onurcan sonunda yaşıtlarından iki sene geç de olsa ergenliğe girdi ve isyan bayrağını açtı. Onur'u zor günler bekliyor. Çocuğun üzerinene gitme ergen o. Bak burada bir tane kurbağa var görüyor musun?
*Görüyorum abla"
"Bok görüyorsun. Bu kurbağa murad demek. Sembol uydurmaya bayılıyorum ya. Senin Onur bir kurbağa gibi zıplayıp uçacak. Şimdiki durumu zıplamadan önceki çökme durumu. Ben bunun kocasını çok severim. Tam düz adamdır.İşten eve, evden işe. Ona da bir jest yapayım. Kocana da biraz ilgi göster. Bak burada bir üzüm salkımı var. Üzüm demek ev demektir. Bu adam evinde mutlu olursa işi de artar, işi artarsa çok para kazanırsınız. Bunun Gana first laydisine benzeyen, anadolu zencisi bir kaynanası vardı, en son bir yıl önce memleketten gelmişti. Sana bir misafir gelecek ve bir süre kalacak.
"Kaynanam haftaya gelecek abla"
sıradaki
İki saattir telefonu hiç elinden düşmedi. Sekiz on dakika aralıklarla mesajlaşıyor ve telefonu her eline aldığında mahçupca sırıtıyor. Belli ki biri yeni girmiş hayatına. Daha önce ezik bir assubay vardı, demek ki ondan kurtuldu. bu salakta üniforma zaaf, muhtemelen bir polis bulmuştur.
Sana bir aşk gözüküyor gözüküyor kızım. polis mi de desem asker mi desem bilemedim. saçındaki fön iki günlük. belli ki dün adamla buluşmuş. Sen bu adamla tanışmışsın ve ondan elektrik almışsın. Hiç zorunlu kankası Mürüvvet'in yanına gitmedi ama. Aslında böyle bir şey olduğunda ilk ona yetiştirirdi. Özellikle kızdan uzak durmaya çalışıyor gibi. Biraz önce yanındaki sandalyeye oturabilirdi ama üçlü koltuğun ucuna oturdu. Mürüvvet'ten gizlediğine göre adam Mürüvvet'in eski sevgili olmalı. zaten bu tür zorunlu kankalıklarda taraflardan birinin ötekine sağlam kazık atması gelenek gibidir.. Senin bu ilişkinin karşısında büyük engeller var ama aşkın yenemeyeceği hiçbir şey yoktur. Adam da seni çok seviyor ve daha çok sevecek. Bu aptalın cesaretlendirilmeye ihtiyacı var. Hem Mürüvvetle birbirlerine girsinler de bize de dedikodu malzemesi çıksın. Asla bir engel tanımayın. mutlu günler sizi bekliyor.
sıradaki
Evet Mürüvvet. Senin arkandan büyük işler çeviriliyor ve senin hiçbir şeyden haberin yok. Hayatının ihanetine uğruyorsun. Hem de hiç beklemediğin bir yerden. Şeniz kızardı, güzel. Demekki tahminim doğru. Sen hep iyi niyetinden kaybediyorsun. Mürüvvet'in de eli telefonuna gitse de Şeniz'in aksine bakıtığında mesaj olmadığı için somurtuyor. Bir süre hayatından erkekleri çıkart. Şu ana kadar tanıdığın hiçbir erkek sana yar olmayacak. Yeni birini tanımana da daha zaman var. Ön dişlerinde sararma var. Kahve ve sigarayı abartmış. Bu aptalda astım da var. Gözaltları morarmış çok uykusuz. Uyuyamıyorsun sen.
"valla bildin abl a"
"Bunu bilmek de ne varsa. Sigara içme.
"İçmiyorum abla"
"Hadi hadi..."
sıradaki.
İnsanlar değişir Yıldız. Bunun da gözaltları mor mor. Durmadan o çok zeki oğlu Onur'u anlatır dururdu, bugünlerde sesi çıkmıyor. Sağ el işaret parmağının içinde kalem izi var. Demek ki Onurcan sonunda yaşıtlarından iki sene geç de olsa ergenliğe girdi ve isyan bayrağını açtı. Onur'u zor günler bekliyor. Çocuğun üzerinene gitme ergen o. Bak burada bir tane kurbağa var görüyor musun?
*Görüyorum abla"
"Bok görüyorsun. Bu kurbağa murad demek. Sembol uydurmaya bayılıyorum ya. Senin Onur bir kurbağa gibi zıplayıp uçacak. Şimdiki durumu zıplamadan önceki çökme durumu. Ben bunun kocasını çok severim. Tam düz adamdır.İşten eve, evden işe. Ona da bir jest yapayım. Kocana da biraz ilgi göster. Bak burada bir üzüm salkımı var. Üzüm demek ev demektir. Bu adam evinde mutlu olursa işi de artar, işi artarsa çok para kazanırsınız. Bunun Gana first laydisine benzeyen, anadolu zencisi bir kaynanası vardı, en son bir yıl önce memleketten gelmişti. Sana bir misafir gelecek ve bir süre kalacak.
"Kaynanam haftaya gelecek abla"
sıradaki
3 Şubat 2014 Pazartesi
pazartesi - satranç
pazartesi - satranç
Her zaman derim, satranç kralların oyunudur pazartesi piyonları. Şarkköy İmparatoru 3.Neida geçenlerde bana elçisini gönderdi ve satranç maçı teklif etti. Uzun zamandır oynamıyordum ama bir diktatör karşımda ne yapabilir diye düşünüp kabul ettim. “Nesine?”, dedim, “Kazanırsan kızımı alırsın”, dedi. “Kaybedersem kızını alırım, kazanırsam imparatorluğu lağvedersin” dedim ve kabul etti.
*Motorlu taşıt vergilerini aksatmamalı.
*Beynimi yıkamalı.
*Kara para aklamamalı.
*Banyoya bone ile girmemeli.
*Grafititesi yüksek olmalı.
*Uyuz uyuz konuşmamalı.
*Kendi kamuoyu yoklamasını kendi yapmalı.
Maç sabahı II. Elizabeth’i aradım ve “Üç ikiz, sekiz muhafız bir de bir de kralı temsilen Elton John’u alıp gel”, dedim. Sağolsun geldi. Sokağı kapattık, tebeşirle 8x8 çizdik ve 3.Neida ile maça başladım. İki hamle ile vezirin önünü açtım ve sadece vezirle oynadım. Malumunuz satrançtaki vezirin karşılığı Queen’dir. II. Elizabeth “e3”diyorum koşuyor, “g8” diyorum koşuyor. Çok yoruldu ama oyunu kazandığımız için de bir o kadar sevindi yavrucak. Sonuç olarak artık Şarkköy İmp. diye bir yer yok. İnternetten, ders kitaplarında ve haritadan sildim.
Her zaman derim, satranç kralların oyunudur pazartesi piyonları. Şarkköy İmparatoru 3.Neida geçenlerde bana elçisini gönderdi ve satranç maçı teklif etti. Uzun zamandır oynamıyordum ama bir diktatör karşımda ne yapabilir diye düşünüp kabul ettim. “Nesine?”, dedim, “Kazanırsan kızımı alırsın”, dedi. “Kaybedersem kızını alırım, kazanırsam imparatorluğu lağvedersin” dedim ve kabul etti.
*Motorlu taşıt vergilerini aksatmamalı.
*Beynimi yıkamalı.
*Kara para aklamamalı.
*Banyoya bone ile girmemeli.
*Grafititesi yüksek olmalı.
*Uyuz uyuz konuşmamalı.
*Kendi kamuoyu yoklamasını kendi yapmalı.
Maç sabahı II. Elizabeth’i aradım ve “Üç ikiz, sekiz muhafız bir de bir de kralı temsilen Elton John’u alıp gel”, dedim. Sağolsun geldi. Sokağı kapattık, tebeşirle 8x8 çizdik ve 3.Neida ile maça başladım. İki hamle ile vezirin önünü açtım ve sadece vezirle oynadım. Malumunuz satrançtaki vezirin karşılığı Queen’dir. II. Elizabeth “e3”diyorum koşuyor, “g8” diyorum koşuyor. Çok yoruldu ama oyunu kazandığımız için de bir o kadar sevindi yavrucak. Sonuç olarak artık Şarkköy İmp. diye bir yer yok. İnternetten, ders kitaplarında ve haritadan sildim.
27 Ocak 2014 Pazartesi
pazartesi - Nano-Plambik saldırı
Şıp, şıp, şıp, şıp bu hafta az daha deliriyordum pazartesi
çekik gözlüleri. Nano-Plumbik bir saldırı altında olduğumu söyleyebilirim. Konu
üzerinde birkaç salise düşünebildim ve bir evin tüm musluklarının aynı anda
şıplamasının başka açıklaması olamayacağı kanısına vardım. Konu üzerinde şöyle
sekiz on saniye yoğunlaşıp çözmek istiyordum ama damlama sesleri ona da izin
vermiyordu. Çaresizlik içerisinde camdan kafamı çıkarttım ve bağırdım “Musluktan
anlayan yok muuu?”
*Tüm köpeklere korku salmalı.
*Yirmi yaşından sonra uzamayı uzatmamalı.
*Karanlık odadaki fil olmalı.
*İtici enerjik olmamalı.
*Çocuklarla konuşurken ego koymamalı.
*Arada bir kaybolmalı.
*Eroto-Mitolojik bir roman yazmalı.
“Muuu?” dediğim gibi kapım çaldı. Sarışın, seks
emekçisi gibi bir şey içeri girdi. Üzerindeki bir parça kumaş ve sağ elinde 14
16 anahtar vardı. Hemşire gibi işaret parmağını dudaklarına götürdü ve “Şşş!”,
dedi ve tüm musluklara girişti. Eğildiğinde, kalktığında hatta her nefes
aldığın da çatalları gözüküyor ve belirginleşebiliyordu. Yarım saat süren incelemelerim sonucunda
bir kadın vücudunda on yedi tane çatal olabileceğini gözlemledim.
21 Ocak 2014 Salı
fal salonu ve karakter devam
Salon bir kere çok geniş. Tahta kısmı işlemeli, uzun bacaklı kırmızı döşemeli ve beyaz işlemeli yastıklarla çevrili bir salon takımı var. kırmızı tam kırmızı, cafcaflı bir şey. Aralarında sanki altından yapılmış iplerle işlenmiş desenler var. Ejderhanın burnundan çıkanalevler gibi.
Salondaki her şey takım sanki. takım değilse de Hatice Hanım çok güzel birbirine uydurmuş. Koltuların tahta döşemeleri ile yemek masasının ve zigonların tonu aynı. Parkeler ve televizyon sehpahasının tonundan bir ton daha koyu.
Yerdeki halılar ise dillere destan. Gül kurusu renkli bir İran halısı. Herkes Hatice Hanım'ın mobilyalarını çok beğenir ama halılarının yeri ayrıdır. Her şey zamanla eski ve solar ama Hatice Hanım'ın halıları asla solmaz hatta daha da parlaklaşır. Orginal İran halısıdır işte. belki de tek eksiği uçamaması.
Salonda dev ekren bir de televizyon var. Her sene değiştirirler televizyonlarını. O senenin son teknoloji televizyonu gelir her Ocakta. Beyaz eşyacının evi öyle olur tabi. Tüm apartman beyaz eşya alışverişini onlardan yapar. Komşuluk hakkı bilen insandır kocası, tüm komşularına iyi iskontalar yapar ama haliyle tüm komşularının senedi de elindedir. Paranın gücüyle ayrıcalıklıları da vardır apartmanda. Mesela berbat park eder ama kimse sesini çıkartmaz.
Mekandan çıkarımlar; esas kadın gözünden yaz:
Şubat ayının ortasına geldik ama hala yeni televizyon salonlarına gelmedi. Demek ki işleri eskisi kadar iyi değil. Gerçi bu ay sadece 45 metre küp doğal gaz yaktılar, geçen yıl bu ay 66 küptü. Maddi bir sıkışıklık olduğu besbelli. Geçen ay tam dört gece arabalarını garajda görmedim. Bu da dört gece kocası eve gelmedi demektir. Kollarına bakılırsa yeni iki yeni bilezik almış ama. Bu sıkışıklıkta hala mücevher alıyorsa, kocasına çok kızgın ve intikam alıyor demektir.
Koridordaki yapraklı takvim 16 Ocakta kalmış. Yani tam 45 gündür kopartılmamış. Bu sürede tam iki kez öğlen elektirik gitti. en azından namaz saatleri için takvime bakması gerekti. Belli ki namazı da bırakmış. Yaraklı takvimin yanındaki duvar saati de durmuş. Bu kadar tertipli, titiz bir kadının evinde durmuş bir saat olamaz. Belli ki Hatice Hanım ağır bir bunalımda. Ya oğluyla ilgili bir sorun olmalı ki, şapşal içeride oynuyor ve sağlıklı duruyor, ya kocasıyla. Kocası yine çapkınlığa başlamış belli ki
*0* Güzelim seni üzen bir şeyler var. Maddi sıkıntıların olabilir, ?? esmar olduğuna göre kocası sarışın bir kadına gitmiştir?? sarışın bir kadın var. ??bu şişmanladığına göre kocası zayıf birine gitmiştir?? incecik dal gibi... Bu merinos gibi olduğuna göre kocası düz saçlı birini seçmiştir--- Kısa ince telli saçları var... bu kadın evine ocağına göz dikmiş. O seni tanıyor ama sen onu tanımıyorsun.
Sen namazını ya bırakmışsın ya da aksatıyorsun ** takvlim yapra*ı---
Salondaki her şey takım sanki. takım değilse de Hatice Hanım çok güzel birbirine uydurmuş. Koltuların tahta döşemeleri ile yemek masasının ve zigonların tonu aynı. Parkeler ve televizyon sehpahasının tonundan bir ton daha koyu.
Yerdeki halılar ise dillere destan. Gül kurusu renkli bir İran halısı. Herkes Hatice Hanım'ın mobilyalarını çok beğenir ama halılarının yeri ayrıdır. Her şey zamanla eski ve solar ama Hatice Hanım'ın halıları asla solmaz hatta daha da parlaklaşır. Orginal İran halısıdır işte. belki de tek eksiği uçamaması.
Salonda dev ekren bir de televizyon var. Her sene değiştirirler televizyonlarını. O senenin son teknoloji televizyonu gelir her Ocakta. Beyaz eşyacının evi öyle olur tabi. Tüm apartman beyaz eşya alışverişini onlardan yapar. Komşuluk hakkı bilen insandır kocası, tüm komşularına iyi iskontalar yapar ama haliyle tüm komşularının senedi de elindedir. Paranın gücüyle ayrıcalıklıları da vardır apartmanda. Mesela berbat park eder ama kimse sesini çıkartmaz.
Mekandan çıkarımlar; esas kadın gözünden yaz:
Şubat ayının ortasına geldik ama hala yeni televizyon salonlarına gelmedi. Demek ki işleri eskisi kadar iyi değil. Gerçi bu ay sadece 45 metre küp doğal gaz yaktılar, geçen yıl bu ay 66 küptü. Maddi bir sıkışıklık olduğu besbelli. Geçen ay tam dört gece arabalarını garajda görmedim. Bu da dört gece kocası eve gelmedi demektir. Kollarına bakılırsa yeni iki yeni bilezik almış ama. Bu sıkışıklıkta hala mücevher alıyorsa, kocasına çok kızgın ve intikam alıyor demektir.
Koridordaki yapraklı takvim 16 Ocakta kalmış. Yani tam 45 gündür kopartılmamış. Bu sürede tam iki kez öğlen elektirik gitti. en azından namaz saatleri için takvime bakması gerekti. Belli ki namazı da bırakmış. Yaraklı takvimin yanındaki duvar saati de durmuş. Bu kadar tertipli, titiz bir kadının evinde durmuş bir saat olamaz. Belli ki Hatice Hanım ağır bir bunalımda. Ya oğluyla ilgili bir sorun olmalı ki, şapşal içeride oynuyor ve sağlıklı duruyor, ya kocasıyla. Kocası yine çapkınlığa başlamış belli ki
*0* Güzelim seni üzen bir şeyler var. Maddi sıkıntıların olabilir, ?? esmar olduğuna göre kocası sarışın bir kadına gitmiştir?? sarışın bir kadın var. ??bu şişmanladığına göre kocası zayıf birine gitmiştir?? incecik dal gibi... Bu merinos gibi olduğuna göre kocası düz saçlı birini seçmiştir--- Kısa ince telli saçları var... bu kadın evine ocağına göz dikmiş. O seni tanıyor ama sen onu tanımıyorsun.
Sen namazını ya bırakmışsın ya da aksatıyorsun ** takvlim yapra*ı---
20 Ocak 2014 Pazartesi
pazartesi - tapelerim
Psikolojisi çökmüş bir insanı bir deniz milinden
bile tanırım pazartesi tayfası. Çünkü inkar da etseniz, kabullenseniz de hepiniz
bunalımın ortasındasınız. Ama kapıma cumartesi öğleden sonra gelen bu adam
kadar çökmüşüne çok az rastladım. NASA’yla irtibatı kesilmiş bir uzay aracı gibiydi.
O kadar acıdım ki; eve alıp, ellerimle boza bile ikram ettim.
*Ayakkabı bağlarımı dahi ütülemeli.
*Sırf heyecan vermek için arada sırada geri sayım
yapmalı.
*Doğum günü kutlamalarımda sevincinin dozunu iyi
ayarlamalı.
*Zabıtaların korkulu rüyası olmalı.
*Organ bağışı konusunda makaleleri olmalı.
*Fakir edebiyatı yapanları 200 tl vererek
susturmalı.
*Hemşirecilik yapmamalı.
Adam küresel bir devletin istihbarat teşkilatının
dahi çocuğuymuş. Buna en kritik görev olan benim telefonları dinleme görevini
vermişler. Bu da yıllardır bizim sokağın başındaki telefon kutusunu orada elinde
ahize benim konuşmamı bekliyormuş. Adam işini hakkıyla yapmış ama. Haftada bir
beyaz sarayı arayıp su sipariş ettiğimi, yine arada sırada Belçika’nın alan
kodunun ardına bir numara uydurup tavuk döner sipariş ettiğimi biliyor. Cidden
nasıl oluyor da her seferin on dakika içinde tavuk dönerim hazır oluyor?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)