9 Eylül 2013 Pazartesi

elektrik neden kesilir

*Trafoya kedi girer. Bir kez duymuştum; bir zaman, birinden böyle bir şey. Trafo patlamış, kedi de yarı yanmış olarak çıkmış. Çok saçma hatta akıl dışı olmasına rağmen inanmıştım.

*Tasarruf için. Biri ya da birileri insanları zorunlu tasarrufa itmek için gönüllü olurlar ve trafoyu sabote ederler. Planlarına göre çok sevaba girerler. Çünkü insanlara tasarruf ettirdikleri gibi; insanları televizyon, internet gibi haramlardan da uzak tutarak iyilik yapıyorlardır.

*Makinaya bağlı birinden kurtulmak için. Bu muhtemelen miras için öldürülecek bir aile büyüğüdür ve eğer makinaya bağlı yaşlı jeneratöre de bağlı değilse tüm aile fertleri  en az elektriği kesen kadar suçludur.

*Mahalledeki beyaz eşyacıdır. Uzun süredir işleri kesattır. Kimse yeni makine almıyordur. Mahalle yaşlı mahallesidir zaten. Yeni gelin pek gelmez. Önce bir süre “şansızım” diye düşündü. Sonra da “insan kendi şansını kendi yaratır” diye. Haftada bir akşamlar keserdi elektriği. Kimse de ondan şüphelenmezdi. İşleri biraz arttı. Sonra da hobi olarak elektriği kesmeye devam etti.

*Basit ticari kaygılarla jeneratörcü jeneratör satmak için. Belirli sayıda jeneratör satıldıktan sonra da benzinci benzin satmak için.

*Gizlice haber göndermek için

*Selayı gizlemek için

*Aşırı elektrik kullanan mucit yüklenince tabi…


*

8 Eylül 2013 Pazar

özlem devam ama sonsuz...

Özlem aslında dişçiye gitmişti. İşi bitince de biraz yürümek istemişti. Zaten ağzının içinde bir uyuşukluk vardı. Kırıta kırıta, sağa sola baka baka yürüyor; kimseye bir saniyeden fazla bakmıyor ama kendisine bir saniyeden daha fazla biri bakıyorsa keyfi yerine geliyordu. Günlerden cumartesiydi, günlerden kandildi. Simitçilerden kandil simiti kokusu geliyordu ama tüm simitçiler birkaç yıl içeride yatmışlarcasına hapishane suratlıydılar. Özlem temiz yüzlü bir simtçi bulana kadar yürümeye karar verdi. Prensip sahibi olmaya çalışır, kendine kural koyar dururdu Özlem.

Çok geçmeden yüzü temiz bir simitçi gördü ve on iki tane susamlı kandil simiti aldı. Kişi başı iki tane. Simitçiden para üstünü alırken ise telefonu çaldı, baktı Kaan.

Yarım saat sonra Kaan'la bir barda birer bira içiyorlardı. Bir saat sonra Kaan'la başka bir barda birer bira daha içiyorlardı. Kaan, Özlem'i öpmeye çalışıyor Özlem ise "Kandil" diyor ve elindeki simitleri gösteriyordu. Telefonuna baktı, annesine sekiz kez telefonu açmamıştı, yaptığının çok ayıp olduğunu düşünüp telefonunu kapattı. Özlem'in sarhoş olmasının üzerinden bir vişne votka daha geçmişti.

Kaan hayalkırıklığıyla hesabı ödedi ve Özlem'i durağa bırakıp tüm akrabalarına ve arkadaşlarına bir kandil manisini mesaj olarak gönderdi. Özlem ise o sıralar kafasını cama dayamış dışarıya bakıyordu. Sarhoş olduğunun farkındaydı ama gerçekten de sarhoş olup olmadığını kendine itiraf etme konusunda çelişiyor ve yüzündeki salak gülümeyi otobüsün canımdan gördükçe evde kendisini bekleyen tehlike aklına geliyordu.

Otobüsten indiğinde hangi yoldan giderse eve daha çabuk gideceğini hesaplıyordu ki; arkadan bir ses duydu "Özlem!" sesi tanımaması gibi ihtimal yoktu, annesi. Yanında ablası Nurgül'ü görünce ise bir nebze rahatladı. Her ne kadar Nurgül bazen annesinin replikası gibi davransa da  bazen de ideal abla olup bu durumlarda kardeşlerinin sırtındaki yükü paylaşabiliyordu. Özlem alkolün verdiği ...... ile durumun ikincisi olacağını umdu.

Eve doğru yürüyorlarken anne tehditler savuruyor Özlem gülümsüyor Nurgül ise ne yapacağını düşünüyordu. Özlem'in gün içinde yaptığı tek olumlu hareket Kaan'la öpüşmemiş olmasıydı ama bu konuyu açmamaya karar verdi. Evlerine varmalarına az kalmıştı ki; sanki ilkokulda söz almak isteyen öğrenciler gibi sağ el işaret parmağını kaldırdı ve annesine "Ben bir sakız alayım" dedi. Anne'de "Gerizekalı alkolün kokusunu sakızın geçireceğini mi sanıyorsun!" dedi ve elinden tuttuğu gibi Özlem'i iteklemeye devam etti. Her geçen saniye eve yaklaşıyorlardı ve en fazla stresi Nurgül çekiyordu.

Kapıyı açıp içeri girdiklerinde anne daha ayakkabılarını çıkartmadan Özlem'den üflemesi istedi. "Üfle lan! Üfle bakayım ne kokuyorsun?" Özlem "Anne sadece vişne votka... Şey pardon soda limon içtim" diyor ama anne her şeyi bildiği halde ille de burnuyla o alkol kokusunu içine çekip iyice kızmak istiyordu. Özlem ise üfler gibi yapıp nefesini içine çekip annesini ve Nurgül'ü iyice delirtiyordu. Özlem kaşla göz arasında ayakkabılarını çıkartıp üstüne değiştirmek içi odasına kaçtığında Nurgül annesine; "Anne alkolsüz kokteyllerden var, onlardan içmiştir, istersen Aliye'ye sor, bugün kandil. Kandil kandil içilir mi?"

Aliye ise daracık odasına çekilmiş niyetlendiği yüz rekat namazın ilk çeyreğini kılmaya çalışıyordu. Aklı her zaman olduğu gibi başında değildi. Kafasındaki kırk tilki birbirlerine kuyrukları değmeden dolaşıyor, arada rüku ve secde ediyor, bir türlü kendini namaza verdiği için kendine kızıyor ama namaz halinde olduğu için üslubuna dikkat ediyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi içeriden sesler de gelmeye başladı.

Bir an namazını bozup ortamı sakinleştirmeyi düşündüyse de sonra vazgeçti. Şu an dokunulmaz durumdaydı, içerideki kargaşaya dahil olmaya hiç niyeti yoktu. Çünkü evin asi kızı oydu, Özlem bir küçük kardeşti ve ihalenin kötü örnek olduğu için Aliye’ye kalma ihtimali azımsanmayacak kadar çoktu.

Birkaç rekat namaz daha kıldıktan sonra önünden koşarak Özlem geçti. Arkasından da annesi “Gel buraya!”, diye bağırıyordu. Özlem köşede ayakta duruyor, “Ih ıh gelmem”, diyor ve sırıtıyordu. Oda çok dardı, anne namaz kılan Aliye’nin önünden geçmekten çekiniyor ama Özlem’i sıkıştırmakta da vazgeçmiyordu.

Sonra annenin aklına bir fikir geldi “Ben neden kendimi yoruyorum ki!” dediği gibi gitti. Aliye namazı bozup Özlem’e hem biraz kızarak, biraz da acıyarak bakıyordu. Annenin ayak sesleri yaklaştığının ipucu verince Aliye namaz kılar gibi yapmaya devam etti. Annenin elindeki oklava vardı, sinirden sıkıyordu ve eli titriyordu. Aliye namaz kılar gibi yaptıkça anne elindeki oklava ile Özlem’i dürtmeye devam başladı. “Çık oradan! Çık kızın namazını karıştırma”

Özlem ise “Ih ıh gelmem” demeye devam etti. Sonrasında anne tekrar odadan çıktı. Aliye zaten bozuk olan namazını bozup Özlem’e “ Özlem kurban olayım sen de namaz kıl gitsin” dedi. Özlem “İyi de abla kafam güzel”, dedi. Aliye “Tamam Özlem günahı benim boynuma”, dedi. Özlem pazarlığı son derece karlı buldu ve “Tamam o zaman”, dedi.

Özlem de Aliye’nin yanında namaz kılmaya başladı, Nurgül koşup annesine “Anne Özlem de namaz kılıyor, bak içki içmemiş” dedi. Anne koşarak namaz kılan Aliye ve Özlem’i izlemeye başladı. Özlem gülmemek için kendini tutuyor secdeye vardığında uyukluyordu. Sekiz on rekat sonra anne gitti ve Özlem uyudu. Aliye sabaha kadar yüz rekatı bitirdi. Sonra da bir yüz rekatta Özlem’in alkollü namazından gelecek olan günahtan kurtulmak için kıldı.



Özlem

Özlem aslında dişçiye gitmişti. İşi bitince de biraz yürümek istemişti. Zaten ağzının içinde bir uyuşukluk vardı. Kırıta kırıta, sağa sola baka baka yürüyor; kimseye bir saniyeden fazla bakmıyor ama kendisine bir saniyeden daha fazla biri bakıyorsa keyfi yerine geliyordu. Günlerden cumartesiydi, günlerden kandildi. Simitçilerden kandil simiti kokusu geliyordu ama tüm simitçiler birkaç yıl içeride yatmışlarcasına hapishane suratlıydılar. Özlem temiz yüzlü bir simtçi bulana kadar yürümeye karar verdi. Prensip sahibi olmaya çalışır, kendine kural koyar dururdu Özlem.

Çok geçmeden yüzü temiz bir simitçi gördü ve on iki tane susamlı kandil simiti aldı. Kişi başı iki tane. Simitçiden para üstünü alırken ise telefonu çaldı, baktı Kaan.

Yarım saat sonra Kaan'la bir barda birer bira içiyorlardı. Bir saat sonra Kaan'la başka bir barda birer bira daha içiyorlardı. Kaan, Özlem'i öpmeye çalışıyor Özlem ise "Kandil" diyor ve elindeki simitleri gösteriyordu. Telefonuna baktı, annesine sekiz kez telefonu açmamıştı, yaptığının çok ayıp olduğunu düşünüp telefonunu kapattı. Özlem'in sarhoş olmasının üzerinden bir vişne votka daha geçmişti.

Kaan hayalkırıklığıyla hesabı ödedi ve Özlem'i durağa bırakıp tüm akrabalarına ve arkadaşlarına bir kandil manisini mesaj olarak gönderdi. Özlem ise o sıralar kafasını cama dayamış dışarıya bakıyordu. Sarhoş olduğunun farkındaydı ama gerçekten de sarhoş olup olmadığını kendine itiraf etme konusunda çelişiyor ve yüzündeki salak gülümeyi otobüsün canımdan gördükçe evde kendisini bekleyen tehlike aklına geliyordu.

Otobüsten indiğinde hangi yoldan giderse eve daha çabuk gideceğini hesaplıyordu ki; arkadan bir ses duydu "Özlem!" sesi tanımaması gibi ihtimal yoktu, annesi. Yanında ablası Nurgül'ü görünce ise bir nebze rahatladı. Her ne kadar Nurgül bazen annesinin replikası gibi davransa da  bazen de ideal abla olup bu durumlarda kardeşlerinin sırtındaki yükü paylaşabiliyordu. Özlem alkolün verdiği ...... ile durumun ikincisi olacağını umdu.

Eve doğru yürüyorlarken anne tehditler savuruyor Özlem gülümsüyor Nurgül ise ne yapacağını düşünüyordu. Özlem'in gün içinde yaptığı tek olumlu hareket Kaan'la öpüşmemiş olmasıydı ama bu konuyu açmamaya karar verdi. Evlerine varmalarına az kalmıştı ki; sanki ilkokulda söz almak isteyen öğrenciler gibi sağ el işaret parmağını kaldırdı ve annesine "Ben bir sakız alayım" dedi. Anne'de "Gerizekalı alkolün kokusunu sakızın geçireceğini mi sanıyorsun!" dedi ve elinden tuttuğu gibi Özlem'i iteklemeye devam etti. Her geçen saniye eve yaklaşıyorlardı ve en fazla stresi Nurgül çekiyordu.

Kapıyı açıp içeri girdiklerinde anne daha ayakkabılarını çıkartmadan Özlem'den üflemesi istedi. "Üfle lan! Üfle bakayım ne kokuyorsun?" Özlem "Anne sadece vişne votka... Şey pardon soda limon içtim" diyor ama anne her şeyi bildiği halde ille de burnuyla o alkol kokusunu içine çekip iyice kızmak istiyordu. Özlem ise üfler gibi yapıp nefesini içine çekip annesini ve Nurgül'ü iyice delirtiyordu. Özlem kaşla göz arasında aayakkabılarını çıkartıp üstüne değiştirmek içi odasına kaçtığında Nurgül annesine; "Anne alkölsüz kokteyllerden var, onlardan içmiştir, istersen Aliye'ye sor, bugün kandil. Kandil kandil içilir mi?"

benzetme , benzetim

*Uğurlu pantolonumdaki çamaşır suyu lekesi gibisin.
*Arabesk şarkıların sözlerinin ardına fransız filozofların adlarını ekleyip entelektüel ortamlarda satacak kadar kafa bir insandır.
*Çocuğuna Abduulhamit Can ismini verecek kadar çocuk sevmezdi.
*Tüm dişleri çarpık çurpuk çocuklar gibi istenmeyen çocuktu
*Birbirine kanka diyen arkadaş grubundaki ilk evleneni gibisin. Farkında olmadan bir çığır açtın.
*Beyaz keten pantolon giyip donunu teşhir eden adamlar gibi bir garipsin. Hatta çok garipsin.
*Telefon melodisi oyun havası olacak kadar çok düğün severdi.
*Muhteşem ıslık çalan adamlardansın. Kimse senden saklanamaz.
*Sevgilisiyle annesi adaş bir adam gibisin. That's all Oidipus!
*Gözleri kapalı şarkı söyleyen şarkıcı bir hanım kızımız gibisin. İster istemez etkileniyoruz.
*Arabasında harita taşıyan adamlar gibisin. Belli ki halla akıllı telefon teknolojisine geçemedin.
*Türkiye'de idam edilemeyeceğini bildiği için suçlarını İran'da işlemeye devam edebilmek amacıyla Farsça kursuna gidip, daha sonra dayanamayıp kurstan birini öldürüp, sonra da yakalanıp ağırlaştırılmış müabbet cezası alıp, hapishaneden kaçıp İran'da birini öldürmenin  hayalini kuracak kadar karmakarışık ve noktasız bir insandı.
*Kendi çalıp kendi söyleyen birinin playback yapması gibiydi onun tavırları. İki kat daha fazla yalan söylerdi.
*Aklına gelen tüm fikirlerin sadece kendi aklına geldiğini düşünecek kadar insanoğlundan bihaberdi.
*Güneş batarken güneşi eliyle tutmuş gibi fotoğraf çeken Türklerin tatilleri Ege kıyılarında yaptıklarını söyleyebilecek kadar coğrafyası iyiydi.
*Bisikletle tatile gitme planı yapacak kadar az hayatı seviyordu.
*Balık tutmaya gidip balık tutamama stresi yaşayan adamlar gibisin. İlk balıktan sonra insan rahatlıyor.
*Hüzünlü şarkıların stripriz kulübünde basılan şarkıcı gibiyim.

pazartesi - Foucault

Bir şeyin büyüklüğüyle ve uzunluğuyla övünmenin zavallılığına katlanmıyorum pazartesi nitelleri. Geçen hafta içi bir gün camdan belime kadar sarkmış Foucault'un sarkacını dönme eğilimini düşünürken yaklaşık 100km kuzeybatımdaki bir inşaatta çalışan bir vincin çalıştığını gördüm.  Üşenmedim treking yapa yapa inşaata gittim.

*Yaz tatilini yaz bitince bitirmeli.
*Hep aynı şarkıları dinlemeli.
*Film anlatma ve sessiz sinema olaylarına hiç girmemeli.
*Çantasında her zaman tornavida olmalı.
*Ben dinliyormuş gibi yaptığımda o da anlatıyormuş gibi yapmalı.
*İç çamaşılarımı kaloriferin üzerinde kurutmamalı.
*Ergen komşu çocuklarını köle gibi kullanmalı.

Sağolsunlar beni ayaklarıma kapanarak karşıladılar. "Napıyonuz ameleler?", diyerek hemen aramızdaki sınıf farkını kırıp kaynaştım. Gökdelen yapacaklarını duyunca tepem attı o ayrı. "Yıkın arkadaşlar", dedim, sağolsunlar hemen yıktılar. Sonra vincin direksiyonuna geçtim ve Foucault'un sarkacını tatbik ederek anlattım. Her zaman diyorum yaklaşım önemli.

4 Eylül 2013 Çarşamba

sinir

nerdesin lan sen!

(yastığı başıma bastırdım ve çığlık atıp sakinleştim...)

kafanı kırarım senin!

(derin derin nefesler aldım ve içimden ona kadar saydım...)

dana! öküz!

(daha derin nefesler aldım ve dışımdan ona kadar saydım...)

fil! fil boku!

(çoraplarımı çıkartıp top yaptım ve duvara fırlattım)

hıyar!

(duvara yumruk attım)

gerzek!

(elimi sardım ve duvara tekme attım)

salak!

(ayağımı sardım ve duvara kafa attım)

gerzek kere gerzek!

(yere düştüm ama yeri yumruklamaya devam ettim)

bok!

(ymmruklarım çok acıdı, yerde tepindim)

bok!

(küfür dağarcığım da kuvvetim de tükendi)

2 Eylül 2013 Pazartesi

pazartesi - külah

Ben güneşi sadece batarken severim pazartesi güzelleri. Güneş ihtiyacımı da sadece akşamları alırım. Ropdöşambırımı çıkartır, batan güneşe doğru iki dakika önümü, iki dakika da arkamı döner ve güneşi selamlarım. Sonra ropdöşambırımı tekrar giyer dünyevi işlerime geri dönerim.

*Şekspiryen şakaları olmalı.
*Bahçeye kaçan topları patlatmak yerine sadece havasını indirmeli.
*Deşifre edilmiş bir devşirme olmalı.
*Vergi kaçırmalı.
*Kahve falına fincanı çevirmeden bakmalı.
*Antikacı bir yanı olmalı.
*Herhangi bir ormanın derinliklerinde gizi bir kulübesi olmalı.


Çarşamba akşamüstü günlük ritüelimi yerine getirecektim ki baktım güneş yok. Ropdöşambırım elimde şaşırdım kaldım. Güneşimin olması gereken yerde yüzlerce balon var. Balonlarda binlerce kadın, ellerinde dürbün beni izliyor. Hemen çocukluğuma döndüm ve kağıtlardan külahlar yapıp ucuna iğne sıkıştırdım. Apartmanın gider borusunu söktüm ve külahları üfleyerek balonlara atmaya başladım. Yıllardır böyle eğlenmemiştim. Bunu her yıl tekrarlayalım.