24 Temmuz 2012 Salı

cinayete intihar süsü (yarım yamalak)


İntihara cinayet süsü

1.Öncelikle benzin almak gerekli. Benzini bir süre önce alın ki polis yakın zamanı takip ettiğinde benzinlikten sizin aldığını anlamasın. Hatta şehir dışındaki bir benzinlik en iyisi. Diğer mesele de bir kelepçe bulmak. Onu da satan yerler nasılsa var. Planın son aşaması arabanızı sizi kimsenin görmeyeceği bir yere çekin. Benzini, kendinize ve arabanıza iyice yedirin. Sonra direksiyona kendinizi kelepçeleyin ve anahtarı atın.

Bir kibrit yakın, pufff.

2.Fare zehiri alın. Güvenlik kamerası olamayan bir lokantaya oturun  ve nasılsa hesabı ödemeyeceğiniz için güzelce bir masayı donatın. Yemeğin sonlarına doğru en sevdiğiniz yemeğin için fare zehrini katın ve hızlıca yiyin.
Ölümüzden lokanta sorumlu tutulacak ve kimse intihar ettiğinizi anlamayacaktır.

3.Öncelikle iğne ile kendinizden biraz kan alıp; daha sonra kanınızı yere döküp parmağınızla bir isim yazın. Hatta son harfi yazmayın ki iş daha dramatik olsun. Yazım bitince kendi kalbinize bıçağı sokun. Bıçaktaki kanlı parmak iziniz sorun olmaz, can çekişirken dokunuğunuz düşünülecektir.

4.İntiharınızdan bir süre önce hayatınızın motononluğundan, yeni heyecanlara ihtiyacınız olduğundan ve de kilonuzdan şikayet edin. Bir hobiye ihtiyacınız olduğunu ve bunun bisiklete binmek olduğunu söyleyip bir bisiklet alın. Peşinatsız olsun da kaç taksitle olursa olsun. Daha sonra otoyolda bisiklete binin. Gerisi kolay. Trafik kazaları cinayet sınıfına girer!?

5.Bir katile bulaşın. Potansiyel bir katile değil, tecrübeli bir katile bulaşın, öfke problemi olan bir katile bulaşın. Katilin eski cinayetlerini inceleyin. Bu şahısı ne çıldırtıyor öğrenin. Anası konusunda mı hassas, dini konusunda mı hassas, takımı konusunda mı hassas? Sonra boy abdestinizi alın. Gidin ve adamın zaafına sövün. Dayak yerken bayılmamaya dikkat edin ve sövmeye devam edin.

6.Evinizi yakın. Birinci seçenekte olduğu gibi. Perdelerin iyi yandığını duymuştum.
7. Birini öldürün ve intihat edin, düzenek. Önce sizi öldürdüpü sonra intihar ettiği üzerine olsun 

22 Temmuz 2012 Pazar

pazartesi -bir ramazan günüm


Razaman geldi mi beni de sizler gibi bir huzur bir huşu sarar pazartesi huşuluları. Nefsimle yaşadığım o mücadele, ruhumu terbiye için yaptığım savaş ne kadar harikuladedir. Sahur heyecanı, iftar heyecanı; televizyonları doldurmuş ağlar gibi konuşan insanlar. Ağlamaklı konuşan insanların karşısında ağlamaklı oturan adamlar. Her yönüyle çok farklıdır.

*Küçük bir cemaati olmalı
* Beyaz çok ama çok yakışmalı
*Cep telefonunda her duruma uygun bir şarkı omalı.
*Kolunu kaşığında beyaz çizgiler oluşmamalı.
*Bir alkış alalım dediğinde herkes alkışlamalı.

Sabah sekizde sabah ezanı ile sahurumu yapıyorum. sekiz buçukta öğle namazı, onda ikindi okunuyor. Sonra beni bir iftar heyecanıdır sarıyor. Hemen bir ördek kızartıyorum. Yarım kilo pastırma ve dana dili filotosu hazırlıyorum. İmam efendi öğlen on iki gibi akşam ezanını okuyor ve orucumu açıyorum. İnanın hiç zorlanmıyorum. İnsanlar hala neden süre uzun diye şikayet ediyorlar anlamış değilim.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

a.b.c.ç.d.e....


Aptallara dua etmeliyiz; onlar olmasa bizler hiçtik. Boş kafaları ve boş mideleri ile dünyadaki büyük boşluğu dolduruyorlar. Canları yanıyor, dizleri kanıyor ama susuyorlar. Çığlıkları içlerindeki derin boşlukta yankılanıyor. Dışarıya, bizim kulaklarımıza gelmedikten sonra sorun yok zaten.

Esirleriz, hizmetkarlarımız onlar. Farkındalık eşikleri daracık olan et parçaları. Gözleri görmeyen, dilleri tatmayan duyusuzlar. Ğ (yumuşak ge) gibi hepsi, ömürleri boyunca bir kelimenin başına geçip bir mana elde edemeyeceler. Hep arkamızdan yürüyecek ve kıskaçlıklarını gizlemeye çalışacaklar. Işık hep bizim gözümüze gelecek. İliklerimize işleyecek ve o ışıkla büyüyeceğiz. Jurnalleyecekler birbirlerini yine birbirlerine çaresizce. Korkuşmuş ağızlarından kokuşmuş cümleler dökülecek. Laga luga işte, onların tüm konuşmaları gibi. Manasız anlamsız harf yığınları. Neden, niçin, nasıl sorularını kendileri asla sormayı cesaret edemedikleri için asla bir sonraki güne dahi kalmayacak safsatalar.

O günü bekleyecekler hep ölene kadar; hep o günü. Özgürlük dedikleri, herkesin içine kendi nefesiyle bir şeyler üflediği o balonu. Paye verdikleri, uğruna yaşadıkları rüyayı hatta kabusu. Ruhlarının, bedenlerinin kelepçelerinden kurtulacakları umdukları o umudu. Sırlanmış camlara ya da kendisine benzeyen diğer insanlara bir kez bakabilseler o zaman farkedecekler; kelepçe de yok pranga da.

Şayet aralarından birileri o yanılsamadan uyanabilirse tek amaçları olacak; devrim. Tüm gücümüzü bizden almak ve bize sınırlı hayal güçlerinin sınırlarının zorlayacağı işkenceler yapmak için yaşayacaklar. Umut dolu uzun gecelerce bunun hayali ile uyuyamayacaklar. Üzerimize atma hayali kurdukları o toprağın ağırlığı üzerilerine çökecek. Ve asla bizi anlayamacaklar. Yoksulluğun ne olduğunu sadece yoksullar bilir. Zengin doğmadık ki biz!

15 Temmuz 2012 Pazar

pazartesi - sınır tanımayan feministler


Çarşamba öğleni cam tıkırtısıyla uyandım pazartesi umutla bekleyenleri. Postacıları sevmediğimi öğrenen posta teşkilatının küçük bir jesti olan posta güvercinimdi camı tıklatan. Camı açtım, bacağına bağlı olan mektubu aldım ve geceden kalan havyarı önüne koyup camı kapattım. Gelen inanılır gibi değil ama bir mahkeme celbiydi.

*Hastalıklar hakkında çok şey bilmeli.
*Elimle bir şey yediğimde parmağımı yalamaya kalkmamalı
*Evdeki her eşyaya bir numara vermeli.
*Genç kızların sevgilisi olmalı.
*Kosmostan gelen mesajları doğru yorumlamalı

Sınır Tanımayan Feministler isimli bir dernek gerçekten de sınır tanımamış ve bana dava açmış. İsnat edilen suçlama ise kadınlara fiziki ve duygusal şiddet uygulamam. Her pazartesi dünyanın dört bir yanındaki kadın listedeki özelliklere uymadığı için bunalıma giriyor falanmış filanmış... Unutuyorlar ki 17 ekim 1988 tarihli listemde umutsuzluğu de depresyonu yasakladım. Onu bırakında güvercinler havyar yemiyor.

8 Temmuz 2012 Pazar

pazartesi - kadın seri katiller


Çarşamba sabahı uyandığımda karşımda sarışın, elinde balta ile duran, deri kıyafetler giymiş, çok büyük elleri olan bir kadın duruyordu pazartesi hayra yoranları. Gözlerimi ovuşturdum ve baltanın parlak yüzünü ayna gibi kullanarak saçlarımı düzelttim ve “ Bir çay koyda şu sorunu çözelim” dedim.
*Gece yarısı bensiz uzun yürüyüşler yapmalı.
*Şeytana ruhunu kiralamış olmalı.
*Tatilden Somalili büyücüler gibi dönmemeli.
*Hiçbir şeyi çok istememeli.
*Adımın sonuna “bey” ekleyerek bana hitap etmeli.
*Benim canım catfight çemiştirdi diye durup dururken bir kadını dövmeli.

Çayımı getirdi ve “ Ben kadın seri katillerin hak ettiği saygıyı göremediğini düşünüyorum. Bugün sizi öldürerek dünyanın saygısını kazanacağız” dedi. “ Bir küp şeker lütfen” dedim ve çayımı karıştırdıktan sonra, “Seri katiller aynı tipolojide kişileri öldürürler ya da aynı yöntemlerle cinayet işlerler benden sonra kimi öldüreceksin de tipolojin devam edecek?” dedim. Şaşkın şaşkın baktığı anda da çayıma atmadığım küp şekeri işaret parmağımla fırlatarak alnından vurdum. Küp şeker dağıldı ve seri katil adayı komalık oldu.

bu yıl ki sigara içme durumlarım


Tanıdığım birileri öldüğünde
Cat fight izlerken
Vişne toplarken
Bir devlet başkanı devrildiğinde ( seçim kaybetmek devrilmek değildir)
Tanıdığım birisi öldüğünde

2 Temmuz 2012 Pazartesi

pazartesi - yıldızlar


Biliyorum hepiniz geçen perşembe gecesi, neden herkesin ışıklarını söndürmesini nazikçe rica ettiğimi merak ediyorsunuz pazartesi meraklı köfteleri. Sebebi aşikar. Şehir hayatı hepimizi yoruyor, metropolitanlıktan geberiyor, can çekişiyoruz. Bir an dedim ki kendi kendime. Şu yıldızlara bakayım. Göremedim, şehir ışıklarından biliyorsunuz ondan söndürttüm.

*Vücut ısısı düşük olmalı.
*Gereksiz derecede dakik olmalı.
*Memleketinin derneğine üye olmalı.
*Açık hava çarpmamalı
*Albinodan hallice olmalı.

Sonra gökyüzüne baktım; ay daha parlak, yıldızlar ışıl ışıldı. İnanın bir an için yaşadığımı hissettim. Yıldızlara biraz daha dikatli baktım. Uçlarından birbirlerine ekledim; adım, soyadım ve doğum tarihim yazıyordu. Biraz daha dikkat kesildim, profilden resmimi gördüm. Gözlerimi hızlı hızlı açıp kapattım tüm yıldızlar ok gibi beni işaret ediyordu. Çok ilginç ya!