Yine bilinç altımın dehlizlerinden korkunç bir hikaye ile karşınızdayım değerli kuzenler. Sene yine kayıp bende. H.Ö olduğunu hatırlıyorum sadece. Yine bir yaz günüydü. Rahmi abi Şırnak'ta terörle mücadele ediyor; o esnada tatilde olan sanatçı dostum Zeynep ablam, biricik yavrusu Selin ve ne yazık ki Aylin de evimizi onurlandırıyordu.
Ben beklendiği gibi Zeynep ablamla çılgınlar gibi eğleniyordum: yeni tatlar mı denemiyorduk, magazin programlarını sosyolojik olarak mı irdelemiyorduk, akşam serinliğinde yürüyüşlere çıkıp, *Mehmet Ali abiden nefret etmek için 20 sebepçilik mi oynamıyorduk. muhteşem günlerdi, muhteşem. Selinciğim de bize ayak uydurmaya çalışıyor ve o günlerde ergenliğin ilk sivilceli günlerini geçiren Aylin sanki benzinli arabası varmış da şehirler arası yolculuk yapmak zorundaymışcasına somurtuyor ve sadece bizim değil, tüm bahtiyar sokağın yaşam enerjisini emiyordu.
O bir hafta boyunca bizim sokakta üç intihar, iki cinnet, iki cinayet gerçekleşti. Aylin biraz daha kalsaydı sokağın hem başına hem sonuna polis karakolu kurulacaktı, geceleri polis helikopterlerinin sesinden uyuyamıyorduk.
Bir sabah kahvaltıda Zeynep ablamın elcağızları ile yaptığı zencefilli krepleri yerken Aylin "beni gezdirin yoksa sizi yaşadığınıza pişman ederim", dedi. Ben o ara Zeynep ablamın elcağızları ile yaptığı bitter çikolatalı pankeki gömüyordum. Her zaman yaptığımız gibi Aylin'i durmamazlıktan geldik, bu kendi aramızda aldığımız bir karar gibiydi. Ben tam Zeynep ablamın sabah elcağızları ile açtığı gözlemeleri ablamın getirdiği Antalya peynirine sararken Aylin gizlice arkamdan geldi ve bıçağı boynuma dayayıp, "Beni teleferiğe götürmezsen bu gözlemeyi yiyemezsin." dedi. Masaya baktım, herkes Zeynep ablamın bize sunduğu lezzetlere baktığından boynumda bıçaklı Aylin'i görmüyorlardı. "Tamam" dedim elimde frenç tostumla.
Modern faşizan Keçiören belediyesinin ilkel, gösterişli ve işe yaramaz bir icraatiydi teleferik. Hiç binmediğim gibi binmeyi dahi düşünmemiştim. Ama Aylin'de gözümü iyi korkutmuştu.
Önce babama dedim "teleferiğe binelim mi? Aylin çok istiyor" diye. Babam ekmek almaya gidiyorum deyip ceketini aldı ve on gün sonra Adapazarı il sınırında elimde iki ekmekle bulduk.
Sonra anneme teklifi sundum. Örgü örüyorum yoksa gelirdim dedi ve yedi gün yedi gece parmakları kanayana kadar ördü. O günden bu yana hiçbir kez aynı lifle iki kez yıkanmadık-Descartes, seviliyorsun karşiiiim-
Kimse Aylin ile teleferiğe binmek istemiyordu. Zeynep ablam ve biricik yavrusu Selin'e de kıyamıyordum, onlar bir ömür çekiyorlardı Aylin'i. Çaresiz Azrail'imle teleferiğin yolunu tuttuk.
Yaz dönemi turistik aktivitesi sınırlı Ankara'da herkes Anıtkabir ya da Kocatepe camiine gider akşamına doğru da teleferiğe binerdi. 8 kişilik teleferiğe binmek için insanlar 3 saat sıra bekleyebiliyorlardı ama sıraya Aylin girince kalabalık çil yavrusu gibi dağıldı. Bir anda kendimi bir teleferikte Aylin ile karşı karşıya buldum.
Metalin metale sürtme sesi dayanılmazdı. Aylin ise harikulade etkileyici, muhteşem göz alıcı Ankara manzarasına değil benim gözlerime bakıyordu. Bildiğim tüm duaları okudum içimden. Sol seküler ailenin çocuğu olmanın dezavantajlarından biri de buydu, bildiğim tüm dualar bir dakikadan daha kısa bir süre sonra bitti.
'Buraya kadarmış' dedim. Çaresiz teleferikten atlayacaktım. Çıplak elleri ile boğazımı sıka sıka beni öldürmesindense asvalta yapışmak daha iyiydi. Ama o an hayatta kalma güdüm aklıma muhteşem bir fikir getirdi.
Teleferik Keçiören şelalesinin üzerinden geçiyordu. Tam o an atlayacaktım.
Aylin ağır hareketlerle ayağa kalktı ve bana doğru yürümeye başladı. Bakışları her zamanki donukluğundaydı. Teleferik ise her zamanki yavaşlında hareket ediyordu. Hayatta kalmak istiyorsam yaklaşık beş dakika Aylinle mücadele etmem gerekiyordu.
Daha önce Aylinle hiç konuşmadığımı o an fark ettim ve konu açmak için çaresizce "Dersler nasıl yeaaa? Kaça gidiyon sen" dedim. Hiç cevap vermedi. "Noooolacak bu memleketin hali?" dedim çat diye. Yine reaksiyon alamadım.
"Sıcak değil de nem hep nem..." diye devam ettim ama hiç tınlamadı. "Ömer Abim mi daha itici Mehmet Ali Abim mi?" dedim, "Onlar kim?" dedi. "En sevdiğin filozof ?" dedim, "Seni sadece zevk için öldüreceğim" dedi.
Ve ben teleferiğin camını kırıp yukarı doğru tırmanmaya başladı. Teleferiğin üstüne çıktığımda Aylin'i karşımda gördüm. Diğer camı kırıp o da çıkmıştı. Bana, "Lütfen atlama, boğazını sıkarak seni öldürme hazzından beni mahrum etme", dedi. "Aylin" dedim gülümseyerek. "Bugün değil, Zeynep abla akşam yemeğine Ali nazik ve bademli perde pilavı yapacak, bugün değil " ve tam altımızdaki yapay Keçiören şelalesine atladım. Arkamdan da Aylin atladı.
Fışkırttığımız su ile fotoğraf çektirmeye gelmiş iki yeni evli çift ıslandı. Ortam gerildiyse de Aylin'i görünce tırstılar ve anlara havaları eşliğinde uzaklaştılar.
Biz de yol boyunca hiç konuşmadan eve kadar yürüdük Aylinle. Ali nazik ve perde pilavı inanılmazdı. Üstüne üstlük tatlı olarak da sanatçı dostum Zeynep abla bir cizkek yapmıştı ki akla zarar.
* oyun çok basit kalem kağıt alıp aynı anda Mehmet Ali abiyi sevmemek için nedenler yazıyorsun ve 20 olan kazanıyor. Biz o yaz Zeynep ablamla bu oyunu, her seferinde farklı liste yapmak koşulu ile her gece 2 ya da 3 kez oynadık. Övünmek gibi olmasın hep ben kazanırdım
* HÖ: Handan'dan önce
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder