31 Temmuz 2011 Pazar

pazartesi - ramazan uyarılarım.

Ramazan yine geldi sizi gidi pazartesiciler. Her ramazan olduğu gibi bu ramazan da her şeyin süt liman olmasını istiyorum. Yıllardır tekrarladığım gibi yine tekrarlayacağım. Oruç süresini kısaltmak gibi bir yetkim yok. Bir bardak su içseniz bile orucunuz bozulur. Ben şehvetli şekilde düşünürseniz de orucunuz bozulur.

  • Kısa yalanlar söylemeli.
  • Otel adabı konusunda bilgili olmalı.
  • Sessizlikten benim kadar korkmamalı.
  • Ben iki bardak çay içtikten sonra bardağımı bana belli etmeden değiştirmeli.
  • Bir katili gözlerinden anlayacağını öne sürmeli

Haklısınız açlık ve susuzluğa direnmek kolay. Ama yine de sizden ricam beni düşünerek orucunuzu sakatlamayın. Konuyu düşündüm ben günaha falan girmem. Hatta ona ne oluyorsa; 16. Benedith de aynı doğrultuda görüş bildirdi. Çok çağırıyor beni sağolsun da araştırdım ortam sap kaynıyormuş, işim var, deyip sallıyorum.

28 Temmuz 2011 Perşembe

boş ev

Soluk sarı bir bina. Dört katlı, Korcanlar Apartmanı no: 17. Kapısının önünce boz beyaz sahipsiz yavru bir kedi var. İçeri girmeye çalışıyor ama izin vermiyorum. Kendim içeri giriyorum. Neden izin vermedim; şimdi bilemiyorum, belki sonra çıkamaz diye düşünmüşümdür. Her katta yedişerden, üç sıra, yirmi bir basamak var. Basamaklar kısa ve dik değil. Tırabzanlar demirden üstü ise tahtadandı. Hepsi turuncuya boyanmıştı. Apartmanın içi aydınlık. Yavaş yavaş dört kat çıktım ve elimdeki anahtarları teker teker deneyerek kapıyı açtım.

Kapı açılınca beni L şeklinde bir koridor karşıladı. Kısa koridor mutfağa açılıyordu. Eski model ahşap mutfak dolapları, eski beyaz bir mermer, koyu kahve bir balkon kapısı. Hemen kapıyı açıp balkona bakıyorum. Apartmanın yanına bakıyor, iki metrekare yok bile. İki kişi anca sığar.

Uzun koridor salona, salon bir odaya, o oda diğer odaya açılıyor. En dip odada gömme dolap var. Çirkin ve şekilsiz ama “ Bir boya çeksek daha güzel olur mu?” diye içimden geçiriyorum. Salonda iki balkon kapısı daha var, apartmanın önüne bakıyor. İki balkon da mutfak balkonu gibi küçücük. Her ne kadar evi şirin kılsa da işlevli olduğunu söylemem zor. Banyo ve tuvalet ise tam anlamı ile klasik. Beyaz fayanslar, duşa kabin.

Sokağa ilk girdiğim an aklıma geliyor. Hafif eğimli yoldan solumdaki ağaçların gölgelerine sığınarak yürürken bu “ Bu sokak çok güzel, asfaltı olmasa da çok güzel. Bu sokakta yaşamalıyım” demiştim. Evi gördükten sonra aynı hisleri hissetmiyorum. Hem asfaltı yok çok toz çıkar.

bir suçlu nasıl yakalanır?

  1. saç telinden
  2. kanından
  3. parmak izinden
  4. avuç izinden
  5. ayakkabısının izinden
  6. olay mahallinde nüfus cüzdanını unutmasından (türk filmi klasiği)
  7. görgü tanığından.
  8. güvenlik kamerasından.
  9. el yazısından.
  10. ip numarası ile internetten.
  11. tükürükten
  12. sidikten
  13. boktan.
  14. tırnaktan
  15. deriden.
  16. saçtaki kepekten bile diyorlar ama bana inandırıcı gelmiyor.
  17. izmaritten
  18. imzasından
  19. iplik parçasından
  20. salyasından
  21. sperminden
  22. arabasının lastik izinden
  23. arabasındaki gprs’ten
  24. ateş ettikten sonra eline bulaşan barut izinden
  25. alışveriş takibinden ( fiş- kredi kartı ekstresi)
  26. cep telefonunun sinyalinden
  27. elindeki yaralardan ( yumruk atarken ellerin yara olur)
  28. itirafçı arkadaştan
  29. uykusunda konuşmasından
  30. hatıra saklama alışkanlığından.
  31. özgüveninden
  32. dikkatsizliğinden
  33. yüksek egosundan
  34. ortağından
  35. şansızlığından
  36. telefon dinlemesinden
  37. başka bir hatasından ( banka soyar, yanlış yere park ettiği için aldığı trafik cezasından yakalanır )
  38. çocuğu ya da eşinden ( zaaflarından )
  39. nefesinden ( bir monk bölümünde şişme topu üflediği nefesten bir rock star içeri atılmıştı )
  40. hayatının anlamsızlaşmasından
  41. içeride göreceği bir hesap olmasından
  42. sesinden
  43. korkudan
  44. kemikten ( bones diye de dizi var )
  45. deri parçasından
  46. göz yaşından
  47. terinden

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Yedi Buçuk

1.

Annem, “ Hadi bakalım siz kardeş kardeş oynayın, kavga etmek de yok tamam mı? Biz anneler içerideyiz” deyip onu odama getirdiği an aramızda bir bağ olduğunu hissetmiştim. Kısa ve soğuk bir sessizlikten sonra sordum.

“ Adın ne?”

“ Yasin” dedi. Aramızdaki hiyerarşi belli olsun diye, “ Kaç yaşındasın?” dedim. Gereksizce parmaklarıyla da göstererek “ Yedi” dedi. Ben de yedi yaşındaydım ama ipleri elime almak için “ Yedi buçuk” dedim. Hemen ardına da ekledim “ Ben senden büyüğüm”. Nüfus kağıdımı istemeden durumu kabullendi. Biraz daha dikkatli bakınca gözlerinin şiş şiş olduğunu gördüm. İyi uyuyamadığı belliydi, benim gibi. Benim onun gözlerine dikkatle bakmam, onun da benim gözerime dikkatle bakmasına neden oldu. Sekiz on saniye sessizce birbirimize baktık. Genelde bu sessiz bakışmalar meydan okuma olur ama bizimki tam tersi aynı kaderi paylaşan iki kişinin sarılması gibiydi. İkimiz de uyuyamıyorduk, ikimizin geceleri de korku içinde geçiyordu, ikimizin de gecelerine musallat olan öcüleri vardı.

Yere bağdaş kurup oturdum. Yasin’de hemen yanıma oturdu. Büyük olduğum için konuyu benim açmam gerekti. Keşke yedi buçuk demeseydim.

“ Sen de geceleri öcüler görüyorsun değil mi?” dedim.

Başını korku ile sallayarak,

“ Hı hı” dedi. Bu çocuk çok korkmuştu belliydi. Ben de çok korkuyordum ama aptal gibi yedi buçuk dediğim için ona cesaret vermek ablalık yapmak benim görevimdi. Hayat ne zordu.

“ Anlat Yasincim, ne görüyorsun?” dedim ablaca. Cesaret vermek için elimle omzuna da dokundum. Sözlerimden çok ellerim işe yaradı ve anlatmaya başladı.

“ Sarı, siyah kocaman bir böcek. Kanatları var ama uçamıyor. Gözleri kocaman. Antenleri var. Dolabımın aynasında yaşıyor ve annem odadan çıktığı zaman ortaya çıkıyor…”

Benim öcüme çok benzemiyordu anlattığı. Benimki mordu ve duvar kadar büyüktü. Kocaman elleri ve ayakları vardı, dişleri sivri sivriydi. Hem benimki sadece karanlıkta ortaya çıkıyordu ve nereden çıktığını bilemiyordum.

Hangimizin öcüsünün daha korkunç olduğu hakkında amansız bir tartışmaya başladık sonra. İkimizin de haklı olduğu yönler vardı. Antenler onun öcüsünü daha korkunç kılsa da benim öcüm daha büyüktü. Sarı mı yoksa mor mu daha korkunç konusunda ise uzlaşmamız imkânsızdı. Öcülerimiz hakkındaki tartışmamız bir sonuca ulaşmasa da bana bir fikir vermişti. İki öcü aynı odada olsa ne olur?

Yasin kendi öcüsünün dünyada ki en korkunç şey olduğundan öylesine emindi ki;

“ Benim öcüm senin öcünü yer”, dedi.

Gerçekten Yasin’in öcüsü benim öcümü yerse ben artık geceleri rahat rahat uyurdum.

“ Bir gece aynı odada uyumamız lazım Yasin” dedim. “Benim öcüm bana, senin öcün sana gelecek ve aynı odada karşılaşacaklar. İşte o zaman göreceğim hangimizin öcüsü daha korkunç.”

İki öcü ile aynı odada kalma fikri Yasin’e korkunç gelse de; odasında yalnız olmama fikri de o derece ona güven veriyordu. Bir iki mırın kırın ettiği zaman da omzuna ablaca dokunmam yetti. Ne kadar zavallı bir çocuktu bu ya? Annesi babası hiç sarılmıyor mu bu çocukcağıza?

Saat beş olmuştu, anneler şimdi kalkarlardı. Hemen ayağa kalktım ve oyuncaklar oynanmış gibi gözüksünler diye güzelce dağıttım. Şüphe çekmemek lazımdı. Giderlerken de Yasin’i ne kadar sevdiğimi annesine, gittikten sonra da anneme anlattım. Şansımıza annelerde kaynaşmıştı. Yasinlere oynamaya gitmem yakındı.

2.

Üç gün sonra Yasinlerdeydik. Evde çok sıkıldığım için, için için ağlamam da bunda etkili olmuştu. Yasin’in odasına geçtiğimizde odanın karanlığı beni ürpertmedi değil. Hemen dolabındaki aynaya baktım sonra da dolabı açıp aynanın arkasına. Ablalık bunu gerektiriyordu.

“ Dolabın arkasında değil, annem oraya baktı, aynanın içinden çıkıyor”, dedi Yasin. Haklı olmalıydı.

“ Şimdi bu gece burada kalmamamın bir yolunu bulmalıyız.” dedim. “Saatlerce bu odada durup oyun oynayacağız ve çok eğleneceğiz. Annemler beni götürmek istediğinde de ağlayıp zırlayacağız. Hatta kendini yere at. Bizimkilerde hep işe yarar. Anca bu sayede sizde kalabilirim.”

Yasin ile gerçekten de saatlerce oyun oynadık. Beni seviyor, bana güveniyordu. Ondan onunla oynamak çok kolaydı, hiç mırın kırın etmedi. Ben istedim diye oyuncak ayısının altını bile değiştirdi zavallım. Planımız kusursuzca devam etti. Annemler geldiğinde benim ağlayarak yere atlamam, sonra da yatağının altına sürünerek kaçma performansım sayesinde gece Yasinlerde kalabilme iznini de kopardık. Her şey planladığımız gibiydi ve akşam olduğunda ikimiz de korkudan ölebilirdik.

Annesi yatma vakti, dedi ve ılık sütümüzü içirip bizi yatırdı. Yasin’i bilmem ama benim dizlerim titriyordu. O sevemediğim soğuk kadın ışığı söndürüp çıktığı an duyduğum kalp atışları benim değil Yasin’inkilerdi. Zavallı sessizce,

“ Şimdi aynaya bak çıkacak oradan” dedi. Baktım, baktım, baktım… Çıkmadı.

“ Senin öcün nerede peki?” diye bana sordu. Benimkinden de ses seda yoktu. Sessizce öcülerimizi bekledik. Öyle saçma bir durumdu ki gelmemelerinden mutlu olsak da; gelmemeleri bizi yalancı durumuna düşürüyordu. Beklemekten yorgun düştük ve uyuduk. Yasin uyurken ıslık çalıyordu.

Diğer gün evlerimiz de ikimiz de öcülerimi tekrar gördük. Öğrendik ki öcüler yalnızken gelirmiş ve yine öğrendik ki öğrenecek daha çok şey varmış.

pazartesi - bunu da denemeliyim

Hayat öngöremeyeceğimiz sürprizlerle dolu pazartesimaniadan muzdaripler. İlk kez bir ülke savcılığı beni ifade vermeye çağırdı. Hem de o ülke Dominik Cumhuriyeti. Oradaki bir kapkaç vakasında şüpheliymişim.

  • Tekrarlıyorum! Bebek, çocuk taklidi yapmamalı
  • Kuzey ne taraf dediğim an anında bana göstermeli. Yön duygusu gelişmiş olmalı.
  • Nefesini en az bir buçuk dakika tutmalı.
  • Moonwalk yapabilmeli.
  • Yolda yürürken bebek falan görürse saldırıp, sevmemeli.

Bu yaşıma geldim daha önce kimse beni yargılamayı aklının ucundan bile geçirmemiştir. Hiç böyle bir duygu tatmamıştım, her şey insan için; bu da bana bir deneyim olur. Gidip Dominik Cumhuriyeti’ne teslim olacağım. Nasılsa beni içeri atamazlar. Atarlarsa da Dominik haritadan ve dünya tarihinden silmeniz altı saatinizi alır sanırım. Kansız bir devrim olsun diyorum ve yola çıkıyorum.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

amy fan klüp

Sahnelerin hanımefendi sanatçısı, kadife sesli diva, güzel insan, harika dost, derin kişilik Amy Winehouse’u kaybettik. Temsili cenaze namazı 25.07.2011 günü Cihangir Merkez Cami’inde kılınacaktır. Katılımcıların cünüp cenabet ve alkollü gelmemeleri; çelenk göndermemeleri, onun yerine Yeşilay’a bağış yapmaları rica olunur.

Amy Winwhouse fan klübü üyeleri

18 Temmuz 2011 Pazartesi

yanlış giriş

Annem, “ Hadi bakalım siz kardeş kardeş oynayın, kavga etmek de yok tamam mı? Biz anneler içerideyiz” deyip onu odama getirdiği an aramızda bir bağ olduğunu hissetmiştim. Kısa sessizlik bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı.

“ Adın ne?” dedim.

“ Yasin” dedi. Aramızdaki hiyerarşi belli olsun diye, “ Kaç yaşındasın?” dedim. Sağ elinin tamamen açtı ve “ Beş” dedi. Ben de beş yaşındaydım ama ipleri elime almak için “ Ben beş buçuk” dedim. Hemen ardına da ekledim “ Ben senden büyüğüm”. Nüfus kağıdımı istemeden durumu kabullendi. Biraz daha dikkatli bakınca gözlerinin şiş olduğunu gördüm. İyi uyuyamadığı belliydi, benim gibi. Benim onun gözlerine dikkatle bakmam onun da benim gözerime dikkatle bakmasına neden oldu