30 Nisan 2010 Cuma

İşin aslı

Roman yazımı ile ilgili bir fikir:

İşin aslı.. herkesin kendini anlattığı bir roman ve herkes üçkağıtçı, alçak ve haliyle yalacı. Herkesin kendini anlattığı bölümün sonunda "işin aslı" diye bir başlık ve karakterin söylediği yalanlar. Güzel kurgulayabilirsem inanılmaz olur.

kısa kısa 4-5

"Bunu daha önce de konuştuk. Bazı konularda mutakabata varmayabiliriz. Bu durumlarda tartışmaktan asla çekinmiyorum. Hatta gerekirse tartışmanın dozunu kaçırıp birbirimize bağırıp çağırabiliriz. En üst nokta olarak evdeki bazı eşyaları da kırabiliriz.

Hepsine tahammülüm var. Ama asla bana babamın yanında karşı gelme!", dedi.

Kadın ise ağzından salyaları fışkırırcasına bağırdı. "Baban hep bizimle beraber ama."

Baba yatalaktı ve onlarla kalıyordu.

29 Nisan 2010 Perşembe

Kripto fikri

Eksik harflerin oluşturduğu bulmaca.

Bir hikaye ya da başka bir şey yazacağım... İçinde bazı harfleri bilerek yazmayacağım. Yazmadığım harfleri sırayla okuyunca bir cümle yazacak. Bir çeşit kripto, şifre. Dikkatsizce üstün körü okuyan biri eksik harfleri görmez bile. Dikkatli biri görür ama o da ilişkilendiremez. Hapishaneye gönderilen bir mesaj olabilir bu. Mektuplar okunduğu için bu şekilde gizli haberleşilebilir.

Bir hikaye çıkar mı? Çıkabilir ama belki de romanın bir öğesi olsa daha şık olur.


örn:

OSMANI ÖLDÜRELİM Mİ?

Hapishaneye gönderilmiş bir mektup. Çocuktan babasına gönderilmiş gibi. Ama aslı kripto.

Mektup bu

Bu gün okul çk güzeldi baba. Öğretmen ödevlerimi kontol etti ve bana kocaman bir yıldız verdi. Öyle çok sevindim ki göreydin keşke. Kitaplarıı annem mavi kaplıklarla kapladı. Defterleri mi de mvi kaplıklarla kapladık.

Arkadaşlarım Kena, Serdar ve Tolga ile futbol oynuyoruz. Scaklardan dolayı çok terliyoruz. Annem attığım golleri öyle şaşıyor ki gzlerine inanamıyor. Kaeci olmayı hiç sevmiyorum. Annen aımlarını ne kadar büyük atarsan o kadar hızlı koşarsın diyor. Annem üzlmesin diye öyle koşuyoum.

Bana gönderdiğin ayakkabıları giyiyorum hp. Annem okua giderken giyme diyor ama ben dnleiyorum. En çok o ayakkabıları seviyoru. Sen gelene kadar hep o ayakkabıları giyeceğİm baba. Beni hep rüyanda gör tamam mı baba
---

Bu gün okul çOk güzeldi baba. Öğretmen ödevlerimi kontol etti ve bana kocaman bir yıldız verdi. Öyle çok sevindim ki görSeydin keşke. KitaplarıMı annem mavi kaplıklarla kapladı. Defterleri mi de mAvi kaplıklarla kapladık.

Arkadaşlarım KenaN, Serdar ve Tolga ile futbol oynuyoruz. SIcaklardan dolayı çok terliyoruz. Annem attığım golleri öyle şaşıyor ki gÖzlerine inanamıyor. KaLeci olmayı hiç sevmiyorum. Annen aDımlarını ne kadar büyük atarsan o kadar hızlı koşarsın diyor. Annem üzÜlmesin diye öyle koşuyoRum.

Bana gönderdiğin ayakkabıları giyiyorum hEp. Annem okuLa giderken giyme diyor ama ben dİnleMiyorum. En çok o ayakkabıları seviyoruM. Sen gelene kadar hep o ayakkabıları giyeceğİm baba. Beni hep rüyanda gör tamam mı baba?

hamiş: Büyük harflerle yazılan harfler eksik olanlar. Kirpto

28 Nisan 2010 Çarşamba

İyiki doğdun, nice mutlu yıllara, iyiki varsın, falan fistan...

İyiki doğdun, nice mutlu yıllara, iyiki varsın, falan fistan...

Bu doğum günü sorunsalına bu kez de tersten bakalım. Ya doğmasaydın? Hemen her insan gibi, bu fikir sana da çok korkunç gelmemiş olsa gerek. Yaşam sorumluluklar ve yükleriyle beraber biniyor insanın sırtına. Acaba seçme hakkımız olsa kaç kişi doğmak isterdi? Cevabı muamma bir soru daha.

Tüm egoizmim ile ki, her insan egosittir, doğmamış olma ihtimaline kendi penceremden bakacağım. Sen doğmasan ben nasıl oldurdum? Cevabını asla bilemesem de yazmaya değer.

Piskopat ablan ve seninle aynı servise binmezdim. Nurgül'ün korumacı tutumunun yansıması olan bizlere çemkirişlerini dinlememek muhtelen ruh sağlığımın ve özgüvenimin daha yerinde bir birey olmama yok açabilirdi. Servis yolculukları boyunca senle dalga geçmelerimi düşününce ise bu da benim korumacı tutumumun yansımasıydı. Sana, salak salak "Alex" demelerim ve senin bunlara hiçbir zaman çok kızmadan dinlemelerin aklımda. Arada sırada da "Abla karışma, ben kızmıyorum." demelerin.

Hayatıma en çok müdahil olduğun zamanlar ise kuşkusuz tm'yi seçmemizin yollarımızı kesiştirmesi. Bu iki yıllık süreyi anılar üzerinden devam ettirirsem hem çok uzar, hem de konudan saparım. İkimizinde gereksiz ayrıntıları dün gibi hatırladığımızı ele alırsak bu gerçekten de korkunç sonuçlara yol açabilir.

Lise zamanı biz hiç küstük mü? Ben hatırlamıyorum. Birbirimizin ders çalışmasına engel olduk mu? Bu soruya da asla evet diyemem. Her ne kadar tüm sınıf ders çalışırken ben senin söylediğin şarkıları dinlesemde bu tamamen benim tercihimdi, zorlama yoktu. Sen olmasan radyo dinlerdim. Mavi radyo bizim dönemimizde kaç ergenin hayatını mahvetmiştir kimbillir? Benim hala müzik dinlemememden etkisi çok büyük.

Sen olmasan öss'de derece falan yapmazdım. Şu an hala okuduğuma yakın bir okulu kazanırdım sanırım.

Dersane çıkışları beni almalarını ele alalım. Acaba çok güzel bir kız beni uzaktan deliler gibi seviyordu da sen mi kısmetime mani oldun? Kıvırcık saçlı tıknaz bir kız vardı, kimbilir? Bu sorununda cevabını bilemeyeceğiz. Eğer öylese cehenemde yan.

Sen olmasan sorunsalımıza lise sonrası dönemi ele alalım. Tekrar takılmaya başladığımız dönemleri düşününce ikimiz de hayatlarımızın ağzına, farklı biçimlerde de olsa çoktan sıçmıştık. Tutunamayan hallerimizden birbirimizi sorumlu tutamayız.

Bana kaç kez elveda dedin? Bir daha görüşmeyelim dedin? Sayısı sanırım beş ya da altı. Bunu da beceremedik açıkcası. Birbirimiz kaç kez derinden yaraladık. Ben seni kaç kez yaraladım bilemiyorum - ki birden çok olduğunu düşünüyorum- ama sen beni bir kez çok acıttın. Kapı 7'nin bahçesindeki "Bana böyle bakma Barış." diyen seni düşündükçe hala senden nefret ediyorum.

Nefretlerimiz geçici ikimizinde. Beni takma o konuda. Bir ararsın hiçbir şey olmamış gibi konuşuruz. Beni, hemen hep sen ararsın.

Açıköğretim sınavından çıkışta bize gelip temizlik yaptığını anımsadım. Kapıyı uykulu gözlerle açtığımda "Beni temizlik şirketinden gönderdiler." demiştin. O halin daha çok aklımda.

Sen olmasan hayatım nasıl mı olurdu? Muamma.

İyiki doğdun, nice mutlu yıllara, iyiki varsın, falan fistan...

27 Nisan 2010 Salı

Risk Analizi

Annemi, babamı ve abimi seviyorum. Hepsi iyi insanlar. Mükemmel bir aile olmasak da gayet iyi ve mutlu bir aileyiz. En zor sorudur, anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun? Hiçbir zaman bu soruya gerçek cevabı vermem. Hemen hemen kimse vermez. Liberal bir tutumla, "İkisini de", derler. Bende öyle derim. Ama gerçek farklıdır.

Ben en çok annemi seviyorum, sonra babamı, en az abimi. Nedenini sormayın. Vereceğim cevaplar ne sizi, ne de başka kimseyi tatmin etmeyebilir. Kendi cevaplarım beni de her zaman tatmin etmiyor ne yazik ki. Çelişkilerimin tek cevabı bu aralar sadece "Ergenlik" kelimesinde saklı.

Babam memur, biz memur ailesiyiz. Arabamızda memur arabası. Ne demek memur arabası? Memur arabaları küçük olur, konforsuz olur, kliması olmaz, hava yastığı bir tek şöför koltuğunda olur, az yakar. Tüm bu özellikleri içeren araba, bizim arabamız ve sabahlayin tatile gideceğiz.

Beş yıldızlı bir otele değil tabiki. Küçük bir pansiyona. Sahibi babamın arkadaşının arkadaşı olan, sahile uzaklığı iki kilometre olan bir pansiyona. Gitmek istemediğimi net şekilde ifade ettim ama babama işlemedi bile. "Seni evde tek bırakamam, para verip tek başına tatile gönderecek kadar da param olmadığına göre benimle beraber tatile gideceksin." dedi. İtiraz edecek hiçbir şey bulamadığım için, "Ama baba..." dedim sadece. "Ama baba...", demem ise hiçbir işe yaramadı.

Gece bavulları hazırladık, sabah ise yola çıkacaktık. Benim ise içimde tatsız bir his vardı. Manasını bilemediğim ve "Ergenlik" diyerek kendime izah ettiğim bu saçma durumun yansımasıydı belki de. İçimdeki his "Kaza yapacaksınız." diyordu. Sabah yola çıkmadan anneme içimdeki hissi söyledim. "Saçmala, hiçbir şey olmayacak, sen gitmek istemediğin için böyle düşünüyorsun." dedi ve ekledi "Sakın babana bunu söyleme. Stres olur adam sonra kaza yapar senin yüzünden."

İhalenin bana kalmaması için sustum. İçimdeki his arabaya binme diyordu ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Eğer araba kaza yaparsa nasıl hayatta kalırım? Bunu düşünmeye başladım. Aramızda bir tek babamın ehliyeti vardı ve sadece onun koltuğunda hava yastığı vardı. Öne oturmak ise bence en tehlikelisiydi. Abim öne oturmak isteyecekti. İçimdeki his olmasa bende isterdim ama en iyisi bu sefer ön koltuğu abime bırakmaktı.

En çok annemi sevdiğim gibi, en az da onun ölmesini istiyordum. Arka koltukta beraber oturacaktık ama ehliyet kemerini takacak mıydı? Ben ne kadar ısrar etsem de kocaman göbeğiyle onu rahatsız edeceği için takmazdı. Zaten menepozluydu, sıkıntıya gelemiyordu. 

Arabanın arka sağında oturmak mı daha güvenliydi, yoksa arka solunda oturmak mı? Kazalar genelde sollama yaparken oluyor. Karşıdan gelen arabaya uzak kalacak kısım arkada sağ. Gerçi kaza bu. Nereden geleceği belli olmaz ama ben en iyisi arka sağda oturayım.

Annemi seviyorum. Baba mı da, abimi de. Ama en çok kendimi seviyorum ve hızlıca hareket edip arabanın arka sağında yerimi alıp ehliyet kemerimi takıyorum.

İzmir cinayetlerinin katil profili

Değerli polis teşkilatı. Malum her hareketimi izliyorsunuz, bu mesajı da okuyacaksınızdır. Size yardımcı olmak isterim.

Bir seri katile mekan ile ilgil isim vermek yanlıştır. İzmir ya da Balçova katili gibi isimler takmayın. Belki adam Adana'da ya da Trabzon'da da cinayetler işledi. Sizin isim kaynaklı yönlendirmeniz soruştumamızı olumsuz etkileyebilir.

Katil muhtemelen 25 - 35 yaşlarında ve beyaz. -zenci çıkarsa feci göt olurum-.

Cinayetlere hırsızlık havası süsü vermeye çalışsa da asıl amacı farklı. İkinci cinayetinden sonra 50tl düşürmesi de bunu gösteriyor.

Silah kullanırken çok yaklaşması silah eğitiminin olmadığını gösteriyor. Asker ya da polis değil.

Planlı ve kontrollü biri. sokak ortasında üç kişi öldürüp yakalanmamasından da bu belli ama konrolünü kaybediyor.

Aynı sokakta iki kez cinayet işlemesi tesadüf olamaz. Bu sokağın onun için anlamı olmalı. Bu sokakta olan tüm adli olayların dökümünü istiyorum. 30 yıl geriye gidin.

Kısa zaman önce tetikleyici olan bir travma yaşamış olmalı. Annesinin ya da kız kardeşinin ölümü olabilir.

Son travesti cinayeti işlemesi küçükken maruz kaldığı cinsel saldırıların yansıması bence. Muhtemelen anne tacizine uğramış bir adamdan bahsediyoruz. Annesi ölünce kontrolünü kaybetti.

Cinayetler sıklaştı ve unutmayın ki yakalanana kadar devam edecek.

Sıkıştırdığınız zaman etrafında kadın polis olmasın. İlk kadın polise ateş edecektir.

26 Nisan 2010 Pazartesi

politik bir pazartesi

Gün geçmiyor ki bir siyasi parti lideri sabah elinde simit ile kapımı çalmasın pazartesi sevdalıları. Amaçları malum; beni partilerine dahil edip sizlerin oylarını almak. Hem sadece Türkiye'den de değil. Geçen sabah bir baktım Berluconi elinde iki simit, yanında tercüman olarak Fatih terim. "Gel İtalya'da kadından ve sexten sorunlu bakan ol" diyor. "Terimciğim dedim. sorunlu mu diyor, sorumlu mu? adam gibi çevir türkçeye" neyse iyi bildiğiniz gibi sabahları agresif uyanıyorum. elimden zor aldılar dallamaları. dış politika ile daha fazla kafa ütülemeden listemize geçelim.

* avcı olmalı. bana keklik, bıldırcın, yaban kazı ,kirpi, gibi hayvanlar avlayıp; pişirmeli.
*ölmüş sonra hayata dönmüş olmalı. bana öteki hayat hakkında bilgiler vermeli.
*yarışmacı bir karaktere sahip olmalı.
*dış politika ile ilgilenmemeli.
*iç politika ile ilgilenmemeli
*politik bir duruşu olmalı.
*ilk yardım bilmemeli. ben kıskanç adamım.

Politika her geçen gün beni sıkıştırıyor değerli pazartesi sevdalıları. Ama korkmayın, beni ele geçiremezler.