31 Mart 2010 Çarşamba

Ben hiç kalırım

-Ayrılalım mı?
-Ayrılamayız, sen gidersen beni de yanında götürürsün. Ben hiç kalırım.

30 Mart 2010 Salı

perecvari küfür listesi

göt
öküz
mal
mankafa
angut
ayı
azgın
cahil
çirkin
gavur
gavat
sürtük
sütü bozuk
yüzsüz
yamuk
puşt
salak
salak karı
sapık
kötü kadın
kötü kadınının çocuğu
kanı bozuk

domuz

taşak
taşak suratlı
suratsız
göt kafalı
am
amına koduğum
amına koduğumun çocuğu


top
totoş
tosba
sik
sikik
sikilmiş
sik kırığı



29 Mart 2010 Pazartesi

Korkular ve sebepleri

Ablütofobi: Yıkanmaktan korkma: Yıkanmak çok tehlikelidir. Sıcak suyla yıkanırsın ama duştan çıkınca hasta olursun. İnsanın vücut sıcaklığını değiştirmesi kadar saçma bir şey olamaz. 

Agirofobi: Caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma: "Trafik kazalarında ölen insanlar kanserden ya da savaştan ölenlerden daha fazla. Arabalar ölüm makinaları gibi. " 

Agorafobi: Açık yer ya da kalabalık korkusu: "Kalabalık orman gibidir. Tehlike her an her yerden çıkabilir. Kalabalık her şeyi ve herkesi gizler... Biri beni bıçaklasa elini kolunu sallaya sallaya yütüyerek uzaklaşır ve kimse onun yaptığını anlamaz."

Ailurofobi: Kedilerden korkma: "Kedi ne demek?  İyilikten anlamaz, vefa nedir bilmez bir hayvan. Nankör."

Akluofobi: Karanlıktan korkma: "Karanlık tüm tehlikeler için doğru zamanı ve anı hazırlar."

Akrofobi: Yüksek yerlerden korkma: "Dağa öıkan, tırmanış yapan insanları anlayamıyorum. Ölmek için bir çaba gibi geliyor bana. Ben yükseğe çıkmam, çünkü ne kadar yükseğe çıkarsan o kadar yüksekten düşersin." 

Akustikofobi: Belirli seslerden korkma: Ambulans sesinden ve geceleri evdeki eşyalardan çıkan seslerden korkardı. Ambulans sesi ona ölümü çağrıştırırdı. Ölümde korkuyu. Gece karanlık çökünce sessizlik dünyaya hakim olduğunda eşyalardan sesler çıkar. O sesler onu çok korkuturdu. Kaynağını bilemediği bu seslerin belirsizliğinden ödü kopardı.


Algofobi: Acı çekmekten korkma: Korkularının belki de en anlaşılabilenlerinden biriydi. Acıdan kaçarak yaşadı.

Amatofobi: Toz korkusu: "Toz demek kir demek, kir demek ise hastalık demek, hastalık demek ise ölüm demek." 

Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma: Hafıza kaybına uğramanın en korkunç yanı iyi  ve kötü arasındaki farkı bilememektir. Dünyanın en iğrenç insanı "Ben senin babanım" derse buna inanmak zorunda kalınılabilir.  

Androfobi: Adamlardan korkma: "Dünyadaki hemen tüm seri katiller erkek. Erkekler savaşır ve öldürür." derdi. 

Anemofobi: Fırtına korkusu: Bir belgeselde görmüştü fırtınada uçuşan insanları. Fırtına çıktımı evinden çıkmazdı. 

Antlofobi: Sel korkusu: "Sadece iki santimetre yüksekliğindeki su, bir arabayı yeriden oynatabilir. Sel geldiği zaman kurtulmak diye bir şey yoktur. Ölürsün." 

Antropofobi: Insanlardan korkma: Tüm kötülüğün kaynağı insanlardır. Bu kadar net. 

Apifobi: Arılardan korkma: Küçükken bir arı arkadaşının boğazını sokmuştu. Çocuğun önce boğazı sonra yüzü şişti. Ölecek diye çok korkmuştu. Hem arı öleceğini bilerek sokar. Ölümü göze almış bir şeyden daha tehlikeli ne olabilir? 

Arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku: Bu lanet fıstık ezmesi her zaman yapışır. Dilinle zorlarsın olmaz, sıcak bir şey içersin olmaz, soğuk bir şey içersin olmaz, ağına bir kaşık alır kazırsın olmaz. Her fıstık ezmesi yemek eziyet hala işkence olurken insanlar nasıl yer bu iğrenç şeyi? 

Araknofobi: Örümceklerden korkma: Doğanın en zehirli böceğinden korkmaktan daha doğal ne olabilir?  

Aritmofobi: Sayılardan korkma: Matematik kabusuydu. O garip şekiller hiçbir zaman ona bir şey ifade etmedi. Anlamadıkça aptal sanılmaktan korktu. Zamanla da sayılardan. 

Asimetrifobi: Simetrik olmayan şeylerden korkma: "Simetri dünyanın düzenini temsil eder. Simetrik olan güzeldir, doğrudur. Simetrik olmayan ise  yalnıştır, kötüdür ve kötü sonuçlara yol açar"

Astenofobi: Güçsüz olmaktan korkma : "Kaybetmek kadar korkunç bir şey yok bu dünyada. Güçlüler kazanır güçsüzler kayebeder."

Astrafobi: Şimşek korkusu : "Bir şimşek çakmasında oluşan elektirik öyle yüksektir ki kül olursun. "

Ataksofobi: Düzensizlikten korkma: "Düzensizlik arttıkça dünya yaşanamaz bir hal alacak ve kötülük hakim olacak. Oysa her şey ve herkes düzenli olsa hiçbir sorun olmaz."

Atelofobi: Mükemmel ol(a)mamaktan korkma: "İnsan en mükemmel varlıktır. Eğer insan isen buna en uygun şekilde yaşamalısın. Eğer mükemmel olamazsan insan değilsin demektir. "

Aviofobi: Uçuş korkusu: "İnsan yürümek için var oldu. Yüzmek ya da uçmak için değil. İnsan doğası ile çatışırsa sonuç her zaman felaket olur." . 

Ballistofobi: Silahtan ya da mermilerden korkma: 

Batofobi: Derinlik ya da yüksek binaların yanından geçme korkusu

Batrakofobi: Kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma

Belonefobi: Iğnelerden korkma

Bibliyofobi: Kitaplardan korkma: Okuduğunu anlayamazdı. Ondandır ki kitaplar hep korkunç gelirdi ona.

Bromidrosifobi: Vücut kokusundan korkma: Lise beden derslerinden sonra sınıf böyle kokardı. Öyle berbat bir kokuyduki.  

Brontofobi: Gökgürültüsünden korkma: Her gök gürlediğinde yıldırım üzerine düşücek diye korkardı.

Dentofobi: Dişçiden korkma: İntihara en yatkın meslek grubudur dişçiler. Ölüme bu kadar yatkın insanlara güvenemem.

Dermatopatofobi: Deri hastalıklarından korkma :

Eisoptrofobi: Aynalardan korkma: Kendini görmeye dayanamazdı. Korkunç gelirdi ona. 

Elektrofobi: Elektrikten korkma:  

Emetofobi: Kusmaktan korkma: Yemek yemekten yaşanmaz. Ama kusmuğunu gördüğünde haftalarca yemek yiyemiyordu.

Entomofobi: Böceklerden korkma: "Sebebi aşikar değil mi? İğrenç, pis yaratıklar. Bir tanesini görsem o gece uyuyamam."

Epistaksiyofobi: Burun kanamasından korkma: İnsanın burnu beyin kanaması riski olduğu anlarda kanar. Burnu her kanadığından ölümden son anda dönmüş gibi olurdu. 

Eritrofobi: Yüz kızarmasından duyulan korku: İnsanın  yüzü ne zamanlar kızarır? Suçlu olduğu zamanlarda, yalan söylediği zamanlarda ya da utandığında. Bu durumlarda olmaktan çok korkardı.

Erotofobi: Cinsellik korkusu

Farmakofobi: Ilaçlardan korkma: Prospektüsünde yan etkisi olmayan hiçbir ilaç görmemişti. 

Fazmofobi: Hayaletlerden korkma

Febrifobi: Yüksek ateşten korkma

Filemafobi: Öpmekten ya da öpüşmekten korkma: İnsan ağzının çok kirli olduğunu biliyordu. çürük diş konusuna girmezdi bile.  

Filofobi: Sevmekten, âşık olmaktan korkma: Sevdiği kız onu, sevdiği adamı kıskandırmak için kullanmıştı. 

Fobofobi: Korkmaktan korkma

Fotofobi: Işıktan korkma: Cildi çok hassas bir kadın tanımıştı. Derisi kıpkırmızı ve pulpuldu. Sebebini sorduğunda kadın "Güneşten" dedi. "Sende çok güneşe çıkma, ozon tabakası delindi artık. Güneş ışınları çok zararlı."

Gametofobi: Evlenmekten korkma: Mutsuz bir evliliğin meyvesiydi.  

Gefirofobi: Köprülerden geçmekten korkma: 

Gerontofobi: Yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma: Yaşlılar anlayışsız oluyor ve çabuk ölüyorlar. Bu sebeptendirki bir yaşlıya güvenemezsin. Ölümün eşşiğinde yaşayan biri her şeyi yapabilir.

Glossofobi: Topluluk önünde konuşmaktan korkma

Haptofobi: Dokunulmaktan korkma

Harpaksofobi: Hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma

Helyofobi: Güneşten korkma

Hematofobi: Kan korkusu

Herpetofobi: Sürüngenlerden korkma

Hidrofobi: Sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma

Higrofobi: Nemden ya da yağmurdan korkma

Hipegiyafobi: Sorumluluktan korkma

Hipnofobi: Uyumaktan korkma: "Uyurken insanın tuhu bedeninden ayrılır. Ber nevi ölüm gibidir. kan akışı yavaşlar. Tüm tehditlere açıksındır." derdi ve saatinin alarmını bir saate kurarak uyurdu. 

Hipofobi: Atlardan korkma

Homiklofobi: Sisten korkma

Homofobi: Eşcinsellerden korkma

Ihtiyofobi: Balıklardan korkma: "Dünyanın dörtde üçü su. Dünyanın asıl hakimi onlar. " derdi hep. "Bir gün heryeri sular kaplayacak ve tüm dünya onların eline geçecek."

Jinefobi: Kadınlardan korkma: "Kim korkmaz ki derdi. Ben sadece itiraf ediyorum. Kadın şeytandır. Kadınlar olmasa erkekler birbirlerini öldürmezdi." dedi.

Kakofobi: Çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma:  

Kakorafiyafobi: Başarısız olma korkusu: Dahi çocuk olmanın omuzlarına yüklediği bir sorumluluktu bu. 

Kanserofobi: Kanser olmaktan korkma: Annesi meme kanseri olan, Dayısı prostat kanserinden ölen, dedesinin böbrekleri kanser olduğu için alınan biri için bundan daha doğal ne olabilir? 

Kardiyofobi: Kalp hastalığından korkma

Karnofobi: Etten korkma

Katagelofobi: Dalga geçilmekten korkma

Kemofobi: Kimyasal madde korkusu

Keymafobi: Kıştan ve soğuktan korkma: 

Kimofobi: Dalgalardan korkma

Kinofobi: Köpeklerden korkma

Klimakofobi: Merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma

Klostrofobi: Kapalı yer korkusu

Koprofobi: Dışkı korkusu: En büyük pislik ve mikrop yuvasından korkmamak elde mi? 

Koulrofobi: Palyaçolardan korkma

Kremnofobi: Yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma

Kriyofobi: Buzdan ya da donmaktan korkma

Kronomentrofobi: Saatlerden korkma

Ksantofobi: Sarı renten korkma

Ksenofobi: Yabancılardan korkma: Dilini bilmediğin, dediğini anlamadığın bir insana nasıl güvenebilirsin? İmkansız. 

Ksilofobi: Tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma

Limnofobi: Göllerden korkma

Litikafobi: Davalardan ve mahkemelerden korkma: Türkiyede adalete güvenmek kadar büyük aptallık olamaz.  

Logofobi: Belirli sözcüklerden korkma: "Sinek" kelimesinden çok korkardı. Sirozu, dolayısıyla ölümü hatırlatırdı o kelime.

Lökofobi: Beyaz renkten korkma

Manyofobi: Delirmekten korkma

Mastigofobi: Cezalandırılmaktan korkma: Çocukluğu tuvalette ve balkonda geçirmiş bir çocuğun büyüüynce cezalandırılmaktan korkmasından daha normal ne olabilir ki? 

Mekanofobi: Makinelerden korkma

Melanofobi: Siyah renkten korkma: Siyah bir renk değildir. Karanlıktır, hiçbir rengin olmaması durumudur. 

Mikrobiyofobi: Mikroplardan korkma: Kim hasta olmak ve hastalıktan ölmek ister ki? 

Mizofobi: Kirlilikten korkma

Monofobi: Yalnızlıktan korkma

Musofobi: Farelerden korkma

Nekrofobi: Cesetten korkma

Nelofobi: Camdan korkma

Niktofobi: Geceden korkma: Karanlıkta kötülükler basar. Kim korkmaz ki? 

Nozokomefobi: Hastanelerden korkma: "Her sene hastane mikrobundan kaç kişi ölüyot bilseniz hastaneye gitmez evinizde ölümğ beklersiniz" derdi. 

Nüdofobi: Çıplaklıktan korkma: Kendi bedenini çok çirkin bulurdu. Hatta dayanılamaz. Banyosunu bile iç çamaşırları ile yapardı. 

Obesofobi: Şişmanlamaktan korkma: "Şişman olmak zordur ama şişman bir kadın olmak daha zordur. Kimse şişman kadınları sevmez."  derdi. 

Ofidiyofobi: Yılanlardan korkma

Okofobi: Taşıt araçlarından korkma

Osmofobi: Belirli kokulardan korkma

Pantofobi: Herşeyden korkma: Her şey ölümcüldür. 

Papirofobi: Kağıttan korkma

Paraskavedekatriafobi: Ayın onüçü ve cuma olan günden korkma

Patofobi: Hasta olmaktan korkma

Pedofobi: Çocuklardan korkma

Peladofobi: Kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma

Penyafobi: Fakirlikten korkma

Pirofobi: Ateşten korkma

Plakofobi: Mezar taşlarından korkma

Pogonofobi: Sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma

Politikofobi: Politikacılardan korkma

Porfirofobi: Mor renkten korkma

Potamofobi: Irmaklardan ya da su akıntılarından korkma

Potofobi: Alkollü içeceklerden korkma

Pteronofobi: Kuş tüyünden korkma

Pupafobi: Kuklalardan korkma

Radyofobi: Radyasyondan, X ışınlarından korkma.

Ranidafobi: Kurbağalardan korkma: İlk okulda bir arkadaşı vardı. Yazları köye giderdi. Bir sene geldiğinde elinde kollarında siğiller vardı. İğrenerek sordu; "Kollarındakiler ne?". Arkadaşı cevap verdi "Siğil, kurbağa avlarken oldu". 

Selenofobi: Aydan korkma: Piskopattı babası. Ne zaman yaramazlık yapsa önce döver sonra da damda yatırırdı. Damda geceleri korkuyla sabah ederdi. Ay ona o korku dolu geceleri anımsatır. 

Siderofobi: Yıldızlardan korkma:  

Simetrofobi: Simetriden korkma

Sosyofobi: Toplumdan, genel olarak insanlardan korkma

Soteriofobi: Başkalarına muhtaç olmaktan korkma: "Allah kimseyi, başkasının eline düşürmesin" diye dua ederdi, felçli halasın yirmi yıl çektiklerini anımsadıkça. 

Tafefobi: Diri diri gömülmekten korkma

Takofobi: Yüksek hızdan korkma

Talassofobi: Deniz ya da okyanus korkusu:  

Tanatofobi: Ölümden korkma: Günahkardı. Hem de çok günahkar. 

Teknofobi: Teknolojiden korkma

Teratofobi: Gebe kadının, biçimsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması

Termofobi: Isıdan korkma

Testofobi: Testlerden ya da sınavlardan korkma:  

Tokofobi: Gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma: Bu dünyaya geldiğine çok pişmandı. Elinde olsa doğmazdı. Annesinin ona yaptığı kötülüğü o yapmayacaktı. Annesini onun bedduaları cehenneme götürecekti. O ise beddua almayacaktı. 

Tomofobi: Ameliyat olmaktan korkma

Toksifobi: Zehir korkusu

Topofobi: Belirli yerlerden korkma

Travmatofobi: Yaralanmaktan korkma

Trikinofobi: Gıda zehirlenmesinden korkma

Triskaidekafobi: 13 sayısından korkma

Tripanofobi: Aşı ya da iğne olmaktan korkma

Trikopatofobi: Saç hastalıklarından korkma

Ürofobi: Sidikten korkma: Büyük kardeşler küçük kardeşlere eziyet ederler. Zavallının abisi bunu abartmış ve yüzüne işemiş. 

Venereofobi: Zührevi hastalıklardan korkma: Ortaokula giderken beş arkadaş toplanıp geneleve gitmişleri. O korktu ve içeri giremedi ama arkadaşları girdi. Tüm arkadaşları bel soğukluğu olmuştu. 

Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma

Vermifobi: Solucanlardan korkma: Dedesiyl berbaber yaptıkları yegane şeydi balık tutma. Yaşlı dedesinin gözleri iyi görmediğinden solucanları hep ona kancaya taktırırdı.  

Zelofobi: Kıskançlıktan korkma

Zoofobi: Hayvanlardan korkma

perecvari bir haftanın ilk günü.

aradığım kadında olmasını umduklarımın alt alta yazılmış halini; okuduğumda kafamı bulandıran fransız yazarı anarak başlamak istiyorum. lisanına bu kadar hakim biri, insanı şaşırtıyor.

*hayatının manasını iç dünyasında aramalı.
*ölmüş insanlar için yapılan toplanımlara simsiyah giysi ve donanımla katılmalı. simasındaki hüzün hayranlık uyandırmalı.
*balayımda bir başıma bulunma arzumu olumlu karşılamalı.
*saçsız bir kadından daha çirkini yoktur. bundan dolayı soy ağacındaki akrabalarının saç durumunu bana açıklamalı.
*

iki satır yazı yazdım ama kafam patladı sayın haftanın ilk günü hayranları. gorki, tolstoy, sait faik abasıyanık, ümit yaşar'a kurban olayım. "e" kullanmadan yazı mı yazılır? amma saçma sapan adamlar var, uğrumda canını harcamaktan korkmayacak dişi insanlar.

27 Mart 2010 Cumartesi

Koyun sayan adam

İnsanlar geceleri neden uyuyamaz? Çünkü dertler geceleri sever ve geceleri çöker insanın gırtlağına.Sessizlik ve karanlık. Uyumadan bir kabus bastırır. Sağa dönersin, sola dönersin olmaz. En ufak sesler beyninde çınlar. Vesveseler düşer kalbine. Uyumadan gördüğün kabustan uyanmak daha zordur.

Uyuyamayan insana ne salık verilir? Koyun saymak. Sebebi gayet basit: Kişiyi uyutmayan düşüncülerden; kuruntulardan, korkulardan, endişelerden sıyırma çabası. " Bir koyun çitten atladı, iki koyun çitten atladı... İki yüz on beş koyun çitten atladı." ve uyku kazandı.

Koyun sayma fikrini ortaya atan kişi, insanlığa verdiği zararın farkında mıdır? Dertlerinden kaçan, sorunlarını erteleyen, çözüm üretemeyen bir çok kişinin müsebbibi koyun saydıran adam değil midir?

Koyun saydıran adam onun yerine, "Daha güzel bir dünyda hayali kurun" deseydi, kimbilir ne kadar çok ütopyamız ve parlak fikrimiz olurdu. İnsanlar koyun sayacağına güzel dünya hayalleri kursalar daha mutlu uyu ve tabiati ile mutlu uyanmazlar mıydı?

Koyun sayan adam sanırım benimle paralel fikirdeydi. Onun hayali, mutlu dünyası sabahlara kadar saysada sonunu getiremeyeceği kadar çok koyunu olmasıydı. Onun reçetesi sadece ona mutluluk getirdi...

26 Mart 2010 Cuma

Köprüdekiler

Salon gayet pis. Sanırım kimse bu saatte -13:40- seyirci beklemiyor. Boş salona girdiğimde filme yirmi dakika daha var. Arka sıralara doğru yürüyorum ve kendime en güzel yeri seçmeye çalışıyorum. Önümde altı, arkamda ise üç sıra var. On beş koltuklu sıranın ortasındayım.

Makinist girdiğimi gördü sanırım. Daha doğrusu umarım. Ya beni yok sayıp filmi başlatmazlarsa. Ece Temelkuran'ın dediği gibi, "Türklerin sırada kaynak yağmalarının sebebi öne geçmek değil, yok sayılmamaktır." Doğru olma ihtimali olan bir önerme. Umarım beni yok saymazlar.

Dokuz lira verdim film için. Gişedeki kız somurtganca, "Salonda yalnız siz olabilirsiniz." dedi. Umarım kız haklı çıkar ve ben yalnız olurum. Dokuz ampül yanıyor şu an sadece benim için. Film başlayınca da bir sürü elektrik harcanacak. Muhtemelen sinema zarar edecek bu seans; benden dolayı.

An itibari ile filmin başlamasına yedi dakika var ve başımdaki dokuz ampül hala yanmakta. Reklam ya da fragman gösterilmiyor henüz. Acaba yok mu sayılıyorum? Bu endişe ile salondan çıktım ve yetkili buldum. Kapısı açık bir odada bilgisayar ile ilgileniyordu. Kapısını çaldım ve ilgisini kendime çektim. İçeri girmeden sordum " Filmin başlamasına beş dakika var ama herhangi bir haraket yok.". Yerinden kalkıp "Beş dakika sonra fragmanlar başlayacaktır." dedi. Teşekkürlerimi ilettim ve salondaki yerimi aldım. Ses tonum güvensizdi.

Sanırım son anlardayım. Filmin başlamasına iki dakika var ve makinist odasının ışığı yanmıyor...

Bir anda perdeye görüntü geldi -irkildim- ve tepemdeki dokuz ışık yavaşça söndü.

Filmin başlamasından önce televizyonda genelde rastladığım reklamlardan birkaçını izlerken, salona bir adam girdi. Beyazı daha yoğun kırçıllı saçları var adamın. Hızlı adımlarla arkama bir yere oturdu. Dönüp bakmaya çekindim.

Film başladı.

Birkaç ülkeden film şirketlerinin ortak yapımı olduğunu belirten bir yazı geçti.

Dört karakter üzerinde yoğunlaşmış, sakin bir film. Oyuncu seçimi hakkında birşey söylemek zor. Çünkü oynayanlar oyuncu değil sanırım. Deneysel sinema ya da belgesel tadı var. Teklemeden okunmuş bir tane bile diyalog yok. Yönetmen özellikle bu acemilikleri seçmiş belli ki.

Arkadaşlarımı ya da televizyonda gördüğüm insanları beyaz türk olmakla suçlayan ben; filmin henüz ilk on dakikasından sonra aynı suçlamayı kendime yaptım. Film karakterleriyle kendimi kıyaslayınca cidden bembeyaz bir türküm.

Filmdeki karakterlerden en çok trafik polisi olan adamı kendime yakın buldum. Yolda çiçek satan çocukları kovalarken nasılda çekingendi.

Otoyolda çiçek satan çocuğun içinde olduğu çıkmaz etkileyiciydi. Koltuk deynekleriyle yürüyen arkadaşı ise daha çok rol almalıydı. Arkadaşlarıyla bir rap şarkıyı söyledikleri sahne güzeldi.

Evli çiftin dilemması da bende bir farklı duygular oluşmasına sebep oldu. "Evden kim gidecek?" kısmı ise kesinlikle etkileyiciydi.

Hüzünlü bir filmdi. Hemde, hemen hemen her anındında. Boğaz Köprüsü çekimlerini çok beğendim. Bir de oda çekimlerini kapının dışından yapışlarındaki kapı vurgusunu.

Çiftin evindeki televizyonun kumandası zamanında bizim evde de olan digiturk kumandasıydı. Çizilen geçim zoruluğu resmine yakışmayan bir ayrıntıydı bence.

Film bitti.

Filmde emeği geçenler listesi akarken filmi beraber izlediğimiz adam hızla filmden çıktı. Üzerinde açık kahve rengi deri bir ceket vardı. Bu adamın mesleği olabilir mi? Sinemadaki tek kişi korsan çekim yapabilir, uyuşturucu kullanabilir ya da farklı uygunsuz davranışlarda bulunabilir. Adamın görevi beni kontrol etmekte bence. Sinemalarda gece görüşlü kameralar yoktur muhtemelen. Olsa birçok önsevişme kaydederdi ülkemde.

Hiç acele etmeden filmdeki cocuğun arkadaşı ile beraber söylediği rap şarkıyı dinledim ve perdeye doğru yürüdüm. Bileti kapının yanındaki çöpe attım ve salondan çıktım.

24 Mart 2010 Çarşamba

Korsana karşı mucadele planı ".abk"

Yazacağım plan önerisinin %100 başarılı olmacağını biliyorum. Sadece aklıma geldi ve yazayım dedim. Piyasanın bir kısmını etkileyecek bir planın ilk adımları olabilir.

İşin sırrı cd teknoloji üzerinde yapılacak bir donanımsal değişiklikte. Tabiki nedir ya da nasıl yapılır hiçbir fikrim yok. Mevcut cd'ler ".mp3" ve ".waw" formatında üretiliyor ve cd çalarlar bu iki uzantılı cd'leri çalıştırıyor. Bu ikisinin dışında yeni bir uzantılı -.abk- müzik cd leri üretilecek. Bu yeni uzantılı -.abk- cd yi sadece bu cd çalarlar çalacak ve yeni üretilen cd çalar diğer uzantıdaki cd'leri çalıştırmayacak.

İnsanlar ne zaman müzik dinliyor? Evde temizlik yaparken, bilgisayar başındayken, ders çalışırken, arabayla seyahat hakindeyken...

Korsanla mücadelede belirlediğim temel sınıf arabasıyla seyahat ederken müzik dinleyen insanlar. Yeni çıkan arabaların müzik sistemlerinde sadece yeni uzantılı cdleri çalabilecek cd çalarlar olacak. Yeni araba almış, -belirli bir maddi düzeyin üzerinde standartları olan- kişiler arabalarında müzik dinlemek istiyorlarsa ya radyo dinleyecekler ya da yeni uzantılı çıkmış badrollü cdlerden alacaklar.

Araba üreticileri arasında haksız rekabet olmaması için yeni üretilen arabaların tamamında bu yeni uzantılı cd'leri çalıştıracak cd çalarlar olmalı.

Bu cd'lere araba cd'si denilebilir mesela; ya da başka bir isim. Teknoloji ile arası iyi olan bir çok kişi, gayet küçük yer tutan mp3 playerlerini araba teyplerine bir şekilde monte edip bu planı yıkabilirler.

Sarsılmaz bir plan değil ama bir plan.