Mekan son derece aydınlık. Belki de en aydınlık ve ferah gece klüplerinden birisidir. İnsanlar bu tür mekanlarda loş ışık isterler. Çünkü doğru ışıkta tüm erkekler yakışıklı, tüm kızlar güzeldi. Doğru ışık tüm ayıpları ve hataları örter.
Sol tarafta bir bar var. Barın sahibi genelde barmenle beraber barın arkasında takılmayı seviyor. Mekanın müşterileri genel de mekanın müdavimleri. Yeni gelen kişi sayısı çok az. Ondan içki isteyenler barın sahibinden değil, barmenden istiyorlar. Bar sahibinin profili ise garip. Herkes inceden çekiniyor ondan ama çekinilecek bir durum yokmuş gibi davranıyorlar. Arada içki ısmarlıyor. Havadan sudan muhabbetler ediyor. Herkes onu dinliyor ve önemsiyor. Yaptığı işe, işletti mekana saygıları var.
Tam ortada eski model bir müzik kutusu var. Ortamda hiç müzik grubu falan çalmıyor. Mekanın müzik ihtiyacını o eski müzik kutusu sağlıyor. Asıl kalabalık o müzik kutusunun etrafında toparlanmış. İp gibi olmasa da bir sıra var. İnsanlar sırada olduğu gibi dikilmiyorlar. Dans ediyorlar, dans eder gibi yapıyorlar, sallanıyorlar ve sıralarının gelip istedikleri şarkının çalmasını bekliyorlar.
Sağda ise iki tana üç top bilardo masası var. Genelde boş orası. Oynayanlar ise on dakikadan fazla oynamıyorlar. Sadece renk olsun diye konulmuş gibi. Bazen mekan sahibi kendi kendine oynuyor ve onu izliyorlar. Adam gerçekten yetenekli. Muhtemelen kendi oynamak için alıp koymuş masaları.
İçki ucuz mekanda. Çok az bir kar payı ile satılıyor. Şişe ya da cam bardak yok. Onun yerine havalı kalın kağıtttan bardaklar kullanılıyor.. Bilardo masaları da beleş. Müzik kutusu ise 1 demir lira ile çalışıyor. Koca mekanı beş kişi çeviriyorlar. İki güvenlik içeri silah sokmuyor, bir barmen var, mekan kapanınca gelip temizliği halleden yaşlı bir teyze ve her işe biraz yardım eden mekan sahibi o kadar. Aşçı olmadığı için yemek de yok. Çok acil durumlarda pizza söylüyorlar ve hiç kar koymadan müşteriye veriyorlar.
28 Mayıs 2013 Salı
26 Mayıs 2013 Pazar
pazartesi - süper fikir
Bir varoluş ilkesi demek ikircikli kişiselleştirme filhaka demekmiş pazartesi yüksek potansiyelleri. Bu günden sonra her pazartesi kelime hazinenize on on beş kelime katmaya karar verdim. Bu sayede on sene sonra tartışma ve düşünme dağarcığınız gelişecek hatta beraber yeni kelimeler ve terimler türeteceğiz. Rüyalarımız renklenecek, anılarımız daha bir mücipleşecek.
*Vandallara fikri destekte bulunmalı.
*Saçları açıkken kulakları aradan çıkmamalı.
*Diploması odasının duvarını süslemeli.
*Motorsiklet kaskı ile karşı konulmaz bir sempatikliği olmalı.
*Kan ağlamamalı, kan kusmamalı, kan sıçmamalı.
Muhteşem günler çok yakın müstesna tebam! Neden daha önce bunu düşünmedim ki diye ne kadar hayıflansam azdır. Bu haftalık bu kadar kelime yeter. Şimdi herkes eve gidip kelimeleri beşer kez defterine yazsın ve hafta içinde en az elli kere konuşmalarına serpiştirsin. Kelimeleri filolojik olarak da araştırın. En sonunda da vücutlarınıza dövme yaptırın. İstikbalimizin parıltılı güneşinin yanıklarını şakaklarımda hissedebiliyorum.
*Vandallara fikri destekte bulunmalı.
*Saçları açıkken kulakları aradan çıkmamalı.
*Diploması odasının duvarını süslemeli.
*Motorsiklet kaskı ile karşı konulmaz bir sempatikliği olmalı.
*Kan ağlamamalı, kan kusmamalı, kan sıçmamalı.
Muhteşem günler çok yakın müstesna tebam! Neden daha önce bunu düşünmedim ki diye ne kadar hayıflansam azdır. Bu haftalık bu kadar kelime yeter. Şimdi herkes eve gidip kelimeleri beşer kez defterine yazsın ve hafta içinde en az elli kere konuşmalarına serpiştirsin. Kelimeleri filolojik olarak da araştırın. En sonunda da vücutlarınıza dövme yaptırın. İstikbalimizin parıltılı güneşinin yanıklarını şakaklarımda hissedebiliyorum.
25 Mayıs 2013 Cumartesi
müzik kutusu 3. paragraf
Mutluluğun 77 sırrının 53.’sü yeni insanlarla tanışmak için tek başına bir gece klübüne gitmekti. Kitaba teslim olmuş durumdaydım ve teslimiyetin daha önce tatmadığım bir hazzı vardı. Googledan gece klüplerine baktım ve 'Klapyetmişyedi' diye bir yer gördüm. Bu bir işaret olmalıydı. En havalı kıyafetlerimi giydim ve uçarak mekana gittim. Damsız da girilebiliyordu. Bu tür yerlere damsız girilmez sanırdım. Mutluluğun 77 sırrının 2.'sinden öğrendiğim gibi kendimden emin ve sıcak bir gülümseme takındım. İçeri girer girmez benim gibi gülümseyen kırmızı deri ceketli çelimsiz bir adam "Dostum neredesin sen ya? Kaç zamandır boşladın buraları" dedi. Buraya ilk kez geliyordum ve çok emindim ki bu adamı ilk kez görüyordum ama biriyle karıştırılmış olmak tanışmanın yükünü almıştı omuzlarımdan. Bana daha önce hiçbir erkekle sarılmadığım kadar samimice sarıldı. Adamla havadan sudan konuştuk durduk. Anladığım kadarı ile mekanın sahibiydi. Samimiyetinin altında yatan sebep bu mu diye düşünmedim değil ama öyle sıcak konuşuyorduk ki; telefonunu alırsam rehbere 'kenke' diye kaydedecek durumdaydım.
24 Mayıs 2013 Cuma
sevgililikle ilgili on benzetme
*Eski sevgili kokusu gibisin. Beni zamandan ve mekandan kopartabiliyorsun.
*Sevgilimin belalı abileri gibisin. Şimdi düşmanız yarın kurbana ortak gireriz.
*Hafta dönümlerini kutlayan çiftler gibiydik, kıbrıs barış harekatının yıldönümlerinde bile balkondan bayrak sarkıtırdık.
*Aradığında meşgul olan olan sevgili hattı kadar işkillendiricisin.
*İlk kez elele tutuşan sevgililer kadar çekingensin.
*Sırf yazı yalnız geçirmemek için sevgili olmuş bir çift gibiydik. Ben masrafları çekiyordum, o egomu tatmin edip, paramı yiyordu.
*Eski sevgilileri çift olduğu için sevgili olmuş bir çift gibiydik. İki insanı en yakınlaştıracak duygu intikamdır.
*Kız gibi terk ederdi, her zaman açık bir kapı bırakırdı.
*Mal bölünmesin diye evlendirilen kuzenlerin oynadığı sevgililik oyunu gibiydi yaşadıklarım. Zevk almaya çalışıyordum o kadar.
*Annesine benzeyen kızlarla çıkan kızlarla çıkan adamlar gibiydim. Babama benzeyen herkese acı çektiriyordum.
22 Mayıs 2013 Çarşamba
müzik kutusu düzeltilmiş giriş ( mekan sahibi çalış )
Mutluluğun 77 sırrının 27.’sini okumuştum ve kitabı okumaya başladığım andan bu yana üçte bir bile mutlu değildim. (daha güzel bir giriş). Kitabı kenara koydum ve üç parmağımı alnımda ve şakaklarımda gezdirerek üç parmak masajı yapmaya başladım. Genelde hiçbir doktorun çözemediği ve ‘piskolojik’ diyerek başarısızlıklarını kamufle ettikleri baş ağrıma bir nebze iyi gelirdi ama bu sefer hiçbir işe yaramadı. Hemen youtube’dan üç parmak mesajının nasıl yapılacağını tekrar izledim ve uyguladım olmadı. Tekrar izledim, tekrar denedim; tekrar izledim, tekrar denedim; bir daha, bir daha... Olmuyordu. Küfrettim. Hem de uzunca bir küfür. Kendi sesimi duydum ve gülmeye başladım. İyi küfreden insanlar hep daha mutluydu.
Mutluluğun 77 sırrının 35.’sini okurken aklıma üç parmak masajınının yaratıcısına mektup yazmak geldi. Çünkü Mutluluğun 77 sırrının 35.’si mektup yazmaktı. Doktorun kişisel internet sitesinden muayenhanesinin adresini buldum ve bir mektup yazdım. Önce ingilizce yazmayı denedim ama ingilizcem yetmedi, ingilizcemi zorladım; bu da beni daha mutsuz etti. En iyisi türkçe yazmaktı. Hem belki uğraşır çözerdi ya da tanıdığı bir türk vardı. Denemeye değerdi. Sabah postaneye gidip mektubu gönderdim. Mutluluğun 77 sırrının 36.’sının dediği gibi çalışana önce günaydın dedim, sonra da gününü nasıl geçtiğini sordum. Cevap vermedi
Mutluluğun 77 sırrının 53.’sü yeni insanlarla tanışmak için tek başına bir gece klübüne gitmekti. Kitaba teslim olmuş durumdaydım. Googledan gece klüplerine baktım ve 'Klapyetmişyedi' diye bir yer gördüm. Bu bir işaret olmalıydı. En havalı kıyafetlerimi giydim ve uçarak mekana gittim. Damsız da girilebiliyordu. Bu tür yerlere damsız girilmez sanırdım. Mutluluğun 77 sırrının 2.'sinden öğrendiğim gibi kendimden emin ve sıcak bir gülümseme takındım. İçeri girer girmez benim gibi gülümseyen kırmızı deri ceketli bir adam "Dostum neredesin sen ya? Kaç zamandır boşladın buraları" dedi.
21 Mayıs 2013 Salı
müzik kutusu giriş (üzerine git.)
Mutluluğun 77 sırrının 27.’sini okumuştum ve kitabı okumaya başladığım andan bu yana üçte
bir bile mutlu değildim. (daha güzel bir giriş). Kitabı kenara koydum ve üç parmağımı
alnımda ve şakaklarımda gezdirerek üç parmak masajı yapmaya başladım. Genelde hiçbir
doktorun çözemediği ve ‘piskolojik’ diyerek başarısızlıklarını kamufle
ettikleri baş ağrıma bir nebze iyi gelirdi ama bu sefer hiçbir işe yaramadı. Hemen
youtube’dan üç parmak mesajının nasıl yapılacağını tekrar izledim ve uyguladım
almadı. Tekrar izledim, tekrar denedim; tekrar izledim, tekrar denedim; bir
daha, bir daha... Olmuyordu. Küfrettim. Hem de uzunca bir küfür. Kendi sesimi
duydum ve gülmeye başladım. Üç parmak masajının yaratıcısının mail adresini
buldum ve mail attım.
Mutluluğun 77 sırrının 35.’sini okurken aklıma üç
parmak masajınının yaratıcısına geçen hafta attığım mesaj geldi. Mail kutuma
baktım boştu. Mutluluğun 77 sırrının 35.’si mektup yazmaktı. Doktorun kişisel
internet sitesinden adresini buldum ve bir mektup yazdım. Önce ingilizce
yazmayı denedim ama ingilizcem yetmedi, ingilizcemi zorladım; bu da beni daha
mutsuz yaptı. En iyisi türkçe yazmaktı. Hem belki uğraşır çözerdi ya da
tanıdığı bir türk vardı. Denemeye değerdi. Sabah postaneye gidip mektubu
gönderdim. Mutluluğun 77 sırrının 34.’sünün dediği gibi çalışana önce günaydın
dedim, sonra da gününü nasıl geçtiğini sordum.
Mutluluğun 77 sırrının 53.’sü yeni insanlarla
tanışmak için tek başına bir gece klübüne gitmekti. Kitaba teslim olmuş
durumdaydım. Googledan gece klüplerine baktım ve klub77 diye bir yer gördüm. Bu
bir işaret olmalıydı.a
20 Mayıs 2013 Pazartesi
ölüm diyalog "bir ara yazmışım"
“Dişim ağrıyor”
“Ama hiç fırçalamıyorsun”
“Pufff”
“Gidelim mi dişçiye?”
“Önce ağrı kesici ve antibiyotik sonra ağrı kesici alayım.
Hem geçer belki.”
“Geçer, ama sonra yine ağrır lafa bak antibiyotik. Biyotik
olmayan.”
“Ölüyorum.”
“Ölüyoruz”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)