5 Haziran 2010 Cumartesi

kısa kısa 6-2

Kıskançlık

Küçükken hep döverdim onu. Bazen de onu dövenleri döverdim. En güçlüleri bendim. Sonra okul başladı. Ondan daha zekiydim. Tüm notlarım ondan daha iyiydi. Çalışma hayatımız başladı. Ondan daha saygın bir işim ve daha dolgun bir maaşım vardı.

Sonra bir gün onun nişanlandığını duydum.” Kim bakar ki ona.” diye içimden geçirdim tüm kibrimle. Bir gün nişanlısı ile onu gördüm. Kız çok güzeldi. Bırak ona fazla olmayı bana bile fazlaydı.

Selam verdim, hal hatır sordum. İçimi kemiren kıskançlığımı dışa vurmadım. Selamımı aldı ve “ Ya sende iyice saçları döktün be” dedi sinsice gülerek.

Gülümsedim ve uzaklaştım.

Ben onu ilk kez kıskanmıştım ama aklı sıra bana laf sokarken fark ettim ki o da beni deli gibi kıskanıyordu.

4 Haziran 2010 Cuma

Hüzüntü nedir?

Yeni türettiğim bir kelimedir.

Üzüntü ve hüznün aynı anlamda olduklarını düşünmüyorum. Hüzün daha içsel ve derinlikli bir duyguyu anlatır. Üzüntü ise daha sığdır ve daha ortadadır. Hüzüntü ise kalbin en içinden gelen en içten gelen paylaşılamaz mutsuzluğu ifade eder.

öylesine bir diyalog

“Onu sevmiyorum aslında” dedi. “En başta iyi bir insan değil. Hırslı, ihtiraslı, inatçı. Anlaşmak öyle zor ki. Gözlerini seviyorum ama bakışların sevmiyorum.”

“ Senin için ne ifade ediyor peki?” dedim.

“Cinsellik” dedi. “Biliyorum bu sana saçma gelecek. Çok şişman ve ona rağmen kuru bir kıçı var. Göğüsleri muhtemelen göbek deliğine geliyordur. Yağlı bir cildi var. Tatsız bir esmerliği... Yine de içimden bir his onu becermek istiyor.” 

“Onu düşünerek otuz bir çekiyor musun?” dedim.

“Bazen” dedi. “Bazen başrolde o oluyor, bazen de yardımcı kadın oyuncu” dedi.

3 Haziran 2010 Perşembe

şiir benzeri ürün

Birbirimizi tamamlamıyoruz
Ama birbirimizsiz de yarımız.
Uyumsuz olsak ta ahenkliyiz.
Hem uyumu kim ister ki?


özeleştri: tam anlamı ile şiirden aradıklarımı vermese de içindeki doneler fena değil.

2 Haziran 2010 Çarşamba

kısa kısa 6-1

Yaşlı adam tüm yalnızlığı ile beraber evinde camının önünde; elinde gazete, yanında televizyon kumandası ile oturuyordu. Kimi kimsesi vardı ama onları görmeyeli çok olmuştu.

 

Gazetesini okudu ve politikacılara sövdü. Üç gün önce maçı kaybeden takımına sövdü. Camdan dışarı baktı ve okulu asmış çocuklara kızıp içinden sövdü.

 

Televizyonda haber kanalını açtı. Hiçbir şey yoktu. “Ulan ne sıkıcı gün bir şok haber olsa da izlesek. Uçak falan düşse, suikasta falan olsa ya da bir yerlerde bomba patlasa” dedi.

1 Haziran 2010 Salı

Kadın ve savaş

Ben tüm savaşları kadınların çıkarttığını düşünürüm. Tabiki dolaylı yoldan. Hani erkeğin arkasındaki kadın tiplemesi gibi. Bence savaşan erkek tiplemesi, yatakta başarısız erkek ile özdeşleşiyor. Ve adam başarıyı başka mecralarda arıyor. Adamın yataktaki başarısızlığında kadının da payı var aslında. Saddamın kadını orgazm taklidi yapsa bu kadar kişi ölmeyecekti.

şizofren ve şairin ortak yanları

Bir insan kendi kendine konuşuyor diye şizofren denmemeli. Şairler de bir şiir yazdıktan sonra sesli sesli okur. Kulağa hoş geliyor mu? Kulağı tırmalıyor mu diye. Sizin kendi kendine konuştuğunu sandığınız insan belki; kendi şiirini kendisine okuyordur.